<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>TARİH DERSİ SİTESİ</title>
	<atom:link href="http://tarihimiz.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tarihimiz.wordpress.com</link>
	<description>TARİHİNİ BİLMEYENLERİN COĞRAFYALARINI BAŞKALARI ÇİZER.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 May 2008 21:21:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='tarihimiz.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>TARİH DERSİ SİTESİ</title>
		<link>http://tarihimiz.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://tarihimiz.wordpress.com/osd.xml" title="TARİH DERSİ SİTESİ" />
	<atom:link rel='hub' href='http://tarihimiz.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>MIRAC</title>
		<link>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/07/mirac-2/</link>
		<comments>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/07/mirac-2/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 May 2008 21:21:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cevdet68</dc:creator>
				<category><![CDATA[İSLAM TARİHİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihimiz.wordpress.com/?p=125</guid>
		<description><![CDATA[Arapça&#8217;da merdiven, yukari çikmak, yükselmek anlamlarini dile getirir. Islam&#8217;da Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217; in göge yükselerek Allah&#8217;in huzuruna kabul edilmesi olayi. Mirac olayi hicretten bir yil ya da onyedi ay önce Receb ayinin yirmi yedinci gecesi gerçeklesir. Olayin iki asamasi vardir. Birinci asamada Hz. Peygamber (s.a.s) Mescidül-Haram&#8217;dan Beytü&#8217;l-Makdis&#8217;e (Kudüs) götürülür. Kur&#8217;an&#8217;in andigi bu asama, gece yürüyüsü [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=125&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Arapça&#8217;da merdiven, yukari çikmak, yükselmek anlamlarini dile getirir. Islam&#8217;da Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217; in göge yükselerek Allah&#8217;in huzuruna kabul edilmesi olayi. Mirac olayi hicretten bir yil ya da onyedi ay önce Receb ayinin yirmi yedinci gecesi gerçeklesir. Olayin iki asamasi vardir. Birinci asamada Hz. Peygamber (s.a.s) Mescidül-Haram&#8217;dan Beytü&#8217;l-Makdis&#8217;e (Kudüs) götürülür. Kur&#8217;an&#8217;in andigi bu asama, gece yürüyüsü anlaminda isra adini alir. Ikinci asamayi ise Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in Beytü&#8217;l-Makdis&#8217;ten Allah&#8217;a yükselisi olusturur. Mirac olarak anilan bu yükselme olayi Kur&#8217;an&#8217;da anilmaz, ama çok sayidaki hadis ayrintili biçimde anlatilir.<span id="more-125"></span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Hadislerde verilen bilgiye göre Hz. Peygamber (s.a.s), Kâbe&#8217;de Hatim&#8217;de ya da amcasinin kizi Ümmühani binti Ebi Talib&#8217;in evinde yatarken Cebrail gelip gögsünü yardi, kalbini Zemzem ile yikadiktan sonra içine iman ve hikmet doldurdu. Burak adli binege bindirilerek Beytü&#8217;l-Makdis&#8217;e getirildi. Burada Hz. Ibrahim, Hz. Musa, Hz. Isa ve diger bazi peygamberler tarafindan karsilandi. Hz. Peygamber (s.a.s) imam olarak diger peygamberlere namaz kildirdi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Hz. Peygamber (s.a.s), Beytü&#8217;l-Makdis&#8217;te kurulan bir Mirac&#8217;la ve yaninda Cebrail oldugu halde göge yükselmeye basladi. Gögün birinci katinda Hz. Adem, ikinci katinda Hz. Isa ve Yahya, üçüncü katinda Hz. Yusuf, dördüncü katinda Hz. Idris, besinci katinda Hz. Harun, altinci katinda Hz. Musa ve yedinci katinda Hz. Ibrahim ile görüstü. Cebrail ile birlikte yükselis Sidretü&#8217;l-Münteha&#8217;ya kadar sürdü. Cebrail, &#8220;Buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam yanarim&#8221; diyerek Sidretü&#8217;l Münteha&#8217;da kaldi. Hz. Peygamber (s.a.s) buradan itibaren Refref adli baska bir binekle yükselisini sürdürdü. Bu yükselis sirasinda Cennet ve nimetlerini, Cehennem ve azabini müsahede etti. Sonunda Allah&#8217;in huzuruna kabul edildi. Kendisine ümmetinden Allah&#8217;a sirk kosmayanlarin Cennet&#8217;e girecegi müjdelendi, Bakara suresinin son ayetleri verildi ve bes vakit namaz fari kilindi. Yeniden Refref ile Sidretü&#8217;l-Münteha&#8217;ya, oradan Burak&#8217;la Kudüs&#8217;e, oradan da Mekke&#8217;ye döndürüldü.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Hz. Peygamber (s.a.s) ertesi günü Mirac olayini anlatti. Olayi duyan müsrikler yogun bir kampanya baslatarak Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;i suçlamaya, alaya almaya basladilar. Bu kampanya bazi müslümanlari da etkileyerek süpheye düsürdü. Olayin gerçek olup olmadigini arastirmak isteyenler Beytü&#8217;l-Makdis&#8217;e ve Mekke&#8217;ye gelmekte olan bir kervana iliskin sorular sorarak Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;i sinadilar. Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;in verdigi bilgilerin dogrulugu müslümanlari süpheden kurtardiysa da müsriklerin inatlarini kirmaya yetmedi. Mirac olayi inatlarini ve düsmanliklarini artirarak onlar için bir fitne nedeni oldu. Bu olay karsisindaki tutumu nedeniyle Hz. Ebu Bekr, Hz. Peygamber (s.a.s)&#8217;ce &#8220;Siddîk&#8221; lakabiyla onurlandirildi. Hz. Ebu Bekir olayi kendisine anlatarak hala inanmaya devam edip etmeyecegini soran müsriklere &#8220;O söylüyorsa süphesiz dogrudur&#8221; cevabini vermisti.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Ahad hadislere dayansa da Mirac olayinin gerçekliginde tüm müslümanlar birlesmislerdir. Ancak olayin gerçeklesme biçimi Islam bilginleri arasinda görüs ayriliklarina neden olmustur. Buna göre Ibn Abbas&#8217;in da içinde bulundugu bazi bilginlere göre Mirac olayi uykuda gerçeklesmistir. Bilginlerin büyük çogunluguna göre ise uyku durumunda ve rüyada degil, uyanik iken gerçeklesmistir. Fakat bu görüsü savunanlar da Mirac&#8217;in yalniz ruhla mi, yoksa hem ruh, hem de bedenle mi oldugu konusunda ikiye ayrilmislardir. Sonraki Kelamcilarin büyük çogunluguna göre mirac olayi uyanikken hem ruh, hem de bedenle gerçeklesmistir. Içlerinde Hz. Aise&#8217;nin de bulundugu bazi bilginlerle mutasavviflarin büyük çogunluguna göre ise uyanik durumda iken ama yalniz ruhla gerçeklesmistir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Mirac olayinin gerçeklestigi gece müslümanlarca kadir gecesinden sonra en kutsal gece sayilmis ve bu gecenin ibadetle ihyasi geleneklesmistir. Osmanlilar döneminde, camiler kandillerle donatildigi için Mirac kandili olarak anilan geceyi izleyen gün, cami ve tekkelerde Mirac olayini anlatan ve Miraciye adi verilen siirlerin okunmasi, dinleyenlere süt ikram edilmesi de bir gelenekti.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">MIRAC GECESINDE PEYGAMBERIMIZE VERILEN HEDIYELER</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Mirac günü peygamber efendimiz (S.A.V) hediye olarak üç sey verilmisti: Bunlar; Bes Vakit Namaz, Bakara Suresinin Son Ayetleri, Ve Sirk Kosmamak sarti ile &#8221;LA ILAHE ILLALLAH &#8221;diyen her Müslümanin cennete girebileceği müjdesi. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Kaynak: İslam tarihi</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;"><span style="font-family:Times New Roman;"> </span></span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/tarihimiz.wordpress.com/125/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/tarihimiz.wordpress.com/125/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tarihimiz.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tarihimiz.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tarihimiz.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tarihimiz.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tarihimiz.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tarihimiz.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tarihimiz.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tarihimiz.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tarihimiz.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tarihimiz.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tarihimiz.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tarihimiz.wordpress.com/125/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tarihimiz.wordpress.com/125/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tarihimiz.wordpress.com/125/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=125&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/07/mirac-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44a0cc611933454c5b42f8facf729559?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cevdet68</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>KIBRIS BARIŞ HAREKÂTI</title>
		<link>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/05/kibris-baris-harekati/</link>
		<comments>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/05/kibris-baris-harekati/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 20:29:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cevdet68</dc:creator>
				<category><![CDATA[YAKIN TARİH]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihimiz.wordpress.com/?p=123</guid>
		<description><![CDATA[Kıbrıs Barış Harekâtı 9282 kilometre kare yüz ölçümü ile Akdeniz&#8217;in en büyük adası olan Kıbrıs adası Türkiye&#8217;ye 65, Yunanistan&#8217;a 965 km. uzaklıktadır. Dünya oluşumunun üçüncü zamanında Anadolu ile bitişik olan ada, dördüncü zamanda, İskenderun bölgesinden koparak uzaklaşmıştır. Adanın jeolojik yapısı ile bitki örtüsü İskenderun bölgesi ile benzerlik gösterir. Kıbrıs adasının kuzeyinde doğu-batı istikametinde uzanan Beşparmak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=123&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><img style="border:1px solid;" src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:dvhozInYbtv4NM:http://www.turksolu.org/147/foto/kibris-baris-harekati.png" alt="" width="120" height="76" />Kıbrıs Barış Harekâtı 9282 kilometre kare yüz ölçümü ile Akdeniz&#8217;in en büyük adası olan Kıbrıs adası Türkiye&#8217;ye 65, Yunanistan&#8217;a 965 km. uzaklıktadır. Dünya oluşumunun üçüncü zamanında Anadolu ile bitişik olan ada, dördüncü zamanda, İskenderun bölgesinden koparak uzaklaşmıştır. Adanın jeolojik yapısı ile bitki örtüsü İskenderun bölgesi ile benzerlik gösterir. Kıbrıs adasının kuzeyinde doğu-batı istikametinde uzanan Beşparmak Dağları yer alır. Sarp ve yalçın kayalardan oluşan Beşparmak Dağları&#8217;nın belli geçiş yerlerinin dışında aşılması zordur. Beşparmak Dağları&#8217;nın güneyinde, Magaso&#8217;dan Güzelyurt&#8217;a kadar Meserya ovası uzanır. <span id="more-123"></span>Adanın güneyinde Trodos Dağı yeralır. Kıbrıs yeryüzünde bakır madeninin ilk işlendiği yerdir. Bu nedenle Kıbrıs&#8217;ın adı bakırla ilgilidir. ( bakır; Latince cuprum, İngilizce copper) Kıbrıs adası, jeopolitik açıdan Akdeniz&#8217;de çok öneme haiz bir konumdadır. Türkiye&#8217;ye yakınlığı, İskenderun ve Mersin Körfezlerini kontrol etmesi, Akdeniz&#8217;in doğusundaki deniz ulaşımı, İsrail ve Suriye&#8217;nin liman ve sahillerinin güvenliği, Türk boğazları ve Süveyş Kanalı&#8217;nın emniyeti, Ortadoğu petrolleri ile petrol nakliyatı Kıbrıs adasının önemini artırmaktadır. Kıbrıs adası bu konumu ile; Doğu Akdeniz&#8217;de bir uçak gemisi, füzeler için bir rampa, Anadolu&#8217;yu güneyden istila için bir atlama taşıdır. Yunan adaları ile Ege bölgesi Anadolu&#8217;nun güneyinden de kuşatılmasını tamamlayabilecek önemli bir bölgedir. Türkiye&#8217;nin güvenliği için Kıbrıs yüksek bir değer ifade eder. Kıbrıs&#8217;ın, stratejik önemini sadece geçmişin şartları içinde değil geleceğin hızla değişen şartları içinde gören büyük asker, en büyük komutan ve devlet adamı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Antalya bölgesinde yapılan bir askeri tatbikatta subaylara; &#8220;Türkiye&#8217;nin yeniden işgal edildiğini ve Türk kuvvetlerinin sadece bu bölgede mukavemet ettiğini farz edelim. İkmal yollarımız ve imkanlarımız nelerdir?&#8221; sorusunu yöneltmiştir. Subayların görüş ve düşüncelerini dinleyen ATATÜRK, haritada Kıbrıs adasını işaret ederek: &#8220;Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece, bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs&#8217;a dikkat ediniz. Bu ada bizim için mühimdir&#8221; demek suretiyle Kıbrıs&#8217;ın Türkiye için taşıdığı stratejik önemini ortaya koymuştur. Kıbrıs jeopolitik önemi nedeni ile, tarih boyunca çeşitli kavimlerin istilasına uğramıştır. Kıbrıs, M.Ö. 1450 yılından itibaren; Mısırlılar, Hititler, Fenikeliler, Asurlular, Persler, Büyük İskender (Ptoleme Egemenliği), Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Haçlılar (Aslan Yürekli Richard), Venedikliler ve Osmanlılar idaresinde kalmıştır. 300 yıl Osmanlı hakimiyetinde kalan Kıbrıs; 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi&#8217;nde Osmanlıları destekleme karşılığında 1878&#8242;de İngiltere&#8217;ye geçici olarak bırakılmıştır. İngiltere, I. Dünya Savaşı&#8217;nın başında, Kıbrıs&#8217;ı bir oldu-bittiye getirerek ilhak ettiğini açıklamıştır. Kıbrıs İngiltere&#8217;nin idaresi altında iken, Kıbrıs kilisesi, adayı Yunanistan&#8217;a bağlamayı amaçlayan Enosis (birleşme) çabasını yoğunlaştırdı. . Enosis hayali Kıbrıs sorununun temelini teşkil eder. Enosis&#8217;i gerçekleştirmek için 1955&#8242;te EOKA adında bir terör örgütü kuruldu. Bu örgüt İngilizlere ve Türklere karşı silahlı şiddet hareketlerine başladı. Buna karşılık Türk tarafında TMT(Türk Mukavemet Teşkilatı) kurularak EOKA ile mücadeleye başlandı. Kıbrıs, Londra ve Zürih Garanti ve İttifak Antlaşmalarıyla 1960 yılında bağımsız bir devlet olarak ortaya çıktı. Bu antlaşmaya göre; hükümetin ve icra unsurların %70&#8242;i Rum, %30&#8242;u Türklerden teşkil edilecek, Bakanlar Kurulu 7 Rum, 3 Türk&#8217;ten oluşacaktı. Bir papaz olan Makarios (asıl adı:Mihail Hristodolu Muskos) Cumhurbaşkanı, Dr. Fazıl Küçük de Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldu. Garanti Antlaşmaları ile, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantör devlet oldular. İngiltere, iki askeri üs(Agratur-Dikelya) elde etti. Adada Türkiye 650, Yunanistan ise 950 kişilik kuvvet bulundurabilecekti. Garanti antlaşmasına göre, Makarios Türklere verilen hakları çok görerek Türkleri tamamen yok etmeye kalktı. Yunanistan adaya gizlice çok sayıda asker çıkardı. Kıbrıslı Türkleri ortadan kaldırmak ve Enosis&#8217;i gerçekleştirmek için hazırlanan, &#8220;Akritas Planı&#8221;nını uygulamaya koymak üzere EOKA çeteleri ve Yunan askerleri 25 Aralık 1963&#8242;de saldırıya geçerek çocuk, kadın, yaşlılarda dahil olmak üzere binlerce Türk&#8217;ü vahşice katlettiler. Rumların Erenköy&#8217;e de saldırmaları üzerine, Türk jetleri Kıbrıs üzerinde uyarı uçuşu yaptılar. Panikleyen Rumlar saldırılarına son vermek zorunda kaldılar. Türkleri katletmek için Kanlı Noel olarak tarihe geçen bu vahşet karşısında Batılı devletler her zamanki gibi seyirci kaldılar. Rum-Yunan ikilisi bu saldırılarıyla; Türklerin eşit siyasi haklarına ve ortaklığına dayalı olarak kurulan &#8220;Kıbrıs Cumhuriyeti&#8221;ni yıkmışlar, Bu cumhuriyetin temelini teşkil eden Zürih ve Londra antlaşmalarını tek taraflı olarak fesh etmişler ve Türkleri Kıbrıs&#8217;ın yönetiminden dışlamışlardır. Anadolu&#8217;yu işgal eden Yunan Ordusu&#8217;nda da görev alan Grivas adındaki eli kanlı bir EOKA&#8217;cı ile Yunanlı subayların idaresindeki Rumlar 1967 yılında bu sefer Geçitkale-Boğaziçi&#8217;ne saldırdılar. Türkiye müdahale için hazırlandı. Türkiye&#8217;nin müdahalesinden çekinen Yunanistan askerlerini ve katil ruhlu Grivas&#8217;ı adadan geri çekmek zorunda kaldı. Mart 1963 tarihinden itibaren Ada&#8217;da göreve başlayan Birleşmiş Milletler Barış Gücü, Türkleri Rumlara karşı koruyamamış ve katledilmelerine de seyirci kalmıştır. Kıbrıs&#8217;ta görev ve sorumluluklarını yerine getiremeyen, barışın sağlanmasında etkinlik gösteremeyen BM. Barış Gücü, Rumların etkisine girerek kendisine duyulan güveni tamamen yitirmiştir. 1967 yılında, Yunanistan&#8217;da ihtilal olmuş, bir cunta hükümeti kurulmuştu. Makarios&#8217;un cumhurbaşkanı seçildikten sonra, Sovyetler Birliği ile siyasi ve askeri işbirliğine yönelmesinin, izlediği siyaset ile de Dünya Bağlantısızlar hareketinin bir önderi durumuna gelmesinin, adanın bir an önce kendisine bağlanıp Enosis hayalinin gerçekleşmesini isteyen cuntacı hükümetin hoşuna gitmiyordu. Makarios, aldığı dış yardımlarla ekonomik olarak, Bağlantısızlar yanında yer almakla da siyasi açıdan kendini yeterli görüp, şimdilik, Kıbrıs&#8217;ın sadece Rumlar tarafından temsil edilen bağımsız bir Kıbrıs Cumhuriyeti olmasını istiyordu. Bağlantısız Devletlerin de desteğini almıştı. Enosis, Makarios için uzun vadede düşünülecek bir konu idi. Türkler ekonomik yönden tamamen çöküp, Kıbrıs&#8217;ı terk ederlerse, Türkiye&#8217;nin müdahale nedeni kalmayacağından Enosis kendiliğinden gerçekleşecekti. Acele edip Türkiye&#8217;nin tepkisini çekmeye gerek yoktu. Bu durum, Enosis&#8217;i bir an önce hayata geçirmek isteyen Yunan hükümetinin hoşuna gitmiyordu. Yunan hükümetine göre; Ada&#8217;daki Türk halkına karşı siyasi ve askeri üstünlük sağlandığı halde Enosis&#8217;in bir türlü hayata geçirilememesinden Makarios sorumluydu. Bu nedenlerle Makarios ile Yunan hükümetinin arası açılmıştı. Sonuçta, 15 Temmuz 1974&#8242;de, Yunan hükümeti tarafından desteklenen, Yunanlı subayların yönetimindeki Rum Milli Muhafız Ordusu(RMM) ile EOKA Kıbrıs&#8217;ta darbe yaptı. Makarios adadan kaçtı. Eli kanlı başka bir katil olan Sampson&#8217;u cumhurbaşkanı yaptılar. Türkiye, Kıbrıs&#8217;ta 15 Temmuz 1974 tarihinde yapılan darbe ilgili olarak diğer garantör devlet olan İngiltere&#8217;den Londra ve Zürih garanti antlaşmaları gereği, birlikte müdahale edilmesini istemiş, fakat İngiltere Türkiye&#8217;nin bu isteğini geri çevirmiştir. Türkiye bu olup bittiye son vermek için tek başına Kıbrıs&#8217;a müdahale etmeye karar vermiştir. Bu tarihi gelişim içinde Kıbrıs hiçbir zaman Yunan adası olmamıştır. Yunanistan, Yunanlı şair Rigos tarafından ortaya atılan, Megalo idea (büyük ülkü) fikri çerçevesinde, Büyük Yunanistan&#8217;ı kurma hayali içinde Kıbrıs&#8217;ı da topraklarına katma gayreti içindedir. Yunanistan&#8217;ın Megalo idea fikri ile başlangıçtan beri gerçekleştirmek istediği faaliyetler şunlardır. &#8211; Yunanistan&#8217;ın bağımsızlığının sağlanması, &#8211; Batı Trakya ve Selanik&#8217;in Yunanistan&#8217;a ilhakı, &#8211; Ege adalarını Yunanistan&#8217;a ilhakı, &#8211; Oniki Adaların Yunanistan&#8217;a ilhakı, &#8211; Girit adasını Yunanistan&#8217;a ilhakı, &#8211; Batı Anadolu&#8217;nun Yunanistan&#8217;a ilhakı, &#8211; Pontus Rum devletinin kurulması, &#8211; Kıbrıs adsının Yunanistan&#8217;a ilhakı, &#8211; İmroz ve Bozcaada&#8217;nın Yunanistan&#8217;a ilhakı, &#8211; İstanbul&#8217;un Türkler&#8217;den geri alınarak Bizans İmparatorluğunu yeniden kurmak. Böylece Megalo İdea&#8217;yı gerçekleşleşecekti. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">KIBRIS&#8217;TA 20 TEMMUZ 1974 ÖNCESİ ASKERİ DURUM Rum kuvvetleri: Kıbrıs Rum Kuvvetleri; Rum Milli Muhafız(RMM) ordusu, Rum Polis teşkilatı ve Yunan Alayından ibarettir. Ayrıca, seferde teşkil edilen Home Guard (HG) taburları ile RMM ordusu takviye edilmektedir. Rum ordusu Yunanlı subaylar tarafından eğitilmekte ve yönetilmektedir. Seferde Rum ordusunun mevcudu 40.000&#8242;ne çıkabilmektedir. Bu birliklerin yanı sıra, Makarios&#8217;a bağlı 4000 kişilik &#8220;Epikourik&#8221; (Taktik Yardım İhtiyat) kuvveti vardı. Türk Silahlı Kuvvetleri: Kıbrıs Barış Harekatı&#8217;na 6 nci Kolordu Komutanlığı emrinde; 28 nci Motorlu Piyade Tümeni, 39 ncu Piyade Tümeni, Hava İndirme ve Komando Tugayları, Gösteri Tatbikat Alayı, Amfibi Deniz Piyade Alayı, Jandarma Komando Taburları, Bayraktarlık emrindeki Mücahit Birlikleri, 650 kişilik Kıbrıs Türk Alayı ile idari ve lojistik destek birlikleri katılmıştır. Harekat üç safha olarak planlanmıştı. Birinci safhada hava ve kıyı başının tesisi ve elde bulundurulması, ikinci safhada çıkan ve indirilen birliklerin birleşmesi, üçüncü safhada da harekat alanının genişletilmesi. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">20 TEMMUZ 1974 &#8211; BİRİNCİ KIBRIS BARIŞ HAREKATI 20 Temmuz 1974 sabahı, Türk uçaklarının bombardımanından sonra, saat 06.15 den itibaren, hava indirme ve uçarbirlik harekatı ile Hava İndirme ve Komando Tugayları Gönyeli ve Kırnı bölgelerine indirilmeye başlanmış, Mersin&#8217;den Ertuğrul gemisi ve 33 çıkarma gemisi ile donanmanın koruması altında hareket eden Çakmak Özel Kuvveti de komanda birliklerimizle eş zamanlı olarak Girne&#8217;nin batısında dar ve sığ bir plaj olan Pladini (Karaoğlanoğlu) plajına, uçaklarımızın ve deniz topçusunun desteğinde çıkmaya başlamışdı. SAT komandolarının çıkarma plajının çıkarmaya müsait olduğunu bildirmeleri üzerine, birinci dalga olarak plaja ilk çıkan Amfibi Deniz Piyade Alayı süratle ilerleyerek Girne &#8211; Karava &#8211; Geçitköy (Panağra Boğazı) ana asfalt yoluna ulaşmıştı. Çakmak Özel Kuvveti&#8217;nin diğer unsurları saat 12.00&#8242;de plaja çıkarak kıyı başını genişletmeye başlamışlardı. Gönyeli ovasına paraşütle atlayan Hava İndirme Tugayı, bir taburu ile Kıbrıs Türk Alayı&#8217;nın batı yanını korurken, geri kalanı ile Dikomo (Dikmen) bölgesini ve Rum Bozdağı&#8217;nı ele geçirmek üzere taarruza başlamıştı. Kırnı bölgesine helikopterle inen Komando Tugayı duvar gibi dik dağ yamacını tırmanarak St.Hilarion ve Beyaz Ev bölgesine ulaşmış, bir taburu ile St. Hilarion &#8211; Doğru Yol istikametinde, diğer taburu ile Beyaz Ev- Zeytinlik- Girne istikametinde taarruz ederek kıyı başı ile birleşmeye hazırlanıyordu. Donanma, sahil bombardımanı yaparak sahile çıkan birliklerimize topçu desteği sağlarken, 2 nci Taktik Hava kuvvetlerine bağlı savaş uçakları düşmanın ada genelinde askeri hedeflerine taarruz ederek tecrit ve yakın hava desteği görevlerini yerine getiriyorlardı. 20 Temmuz&#8217;da Rumlar büyük bir baskına uğramışlardı. Rumlar, Türk Ordusu&#8217;nun 1964 ve 1967&#8242;de olduğu gibi adaya müdahaleye cesaret edemeyeceği düşüncesinde idiler. Başlangıçta, paraşütle atlayan, helikopterle inen ve kıyıya çıkan birliklerimize etkili bir şekilde müdahale edemediler. Zamanla toparlanan Rumlar akşam saatlerinden itibaren birliklerimize karşı harekata başladılar. 20/21 Temmuz gecesi Türk ve Rum kuvvetleri arasında çok çetin çatışmalar yaşandı. Rumların Ortaköy, Gönyeli ve Boğaz Bölgelerini ele geçirerek; Girne- Lefkoşa irtibatını kesmek ve bu suretle; çıkarma yapan birliklerimizle, inen birliklerimizin birleşmesini önlemek amacıyla gece boyunca St.Hilarion, Bozdağ, Dikmen Tepe, Ortaköy ve Gönyeli ile Göçeri bölgelerinde yaptığı saldırılar kahraman Mehmetçikler tarafından her defasında püskürtülmüştü. Kıbrıs&#8217;a çıkan ve inen Türk birlikleri ele geçirdikleri yerleri, her ne pahasına olursa olsun elde tutmayı başarmışlardı. Harekatın ilk günlerinde, birliklerimiz hava desteğinin haricinde topçu ve tank desteğinden mahrum idi. Buna rağmen Türk askeri Çanakkale&#8217;de, Kurtuluş Savaşı&#8217;nda, Kore&#8217;de destan yaratan atalarını aratmadılar. Beşparmak Dağlarında, Rumların gece saldırılarına karşı Komando birliklerimizin ölüm-kalım mücadelesi takdire şayandır. Türk birlikleri 21 Temmuz&#8217;dan itibaren, Rum kuvvetlerine karşı tamamen üstünlük sağlayarak ileri harekatına devam ettiler. 22 Temmuz&#8217;da çıkarma yapan birliklerimiz ile birleşme sağlandı. Harekat doğu ve batı yönünde gelişerek Rum hedefleri tek tek ele geçirildi. Girne-Lefkoşa yolu tamamen Türk birliklerinin kontrolüne girdi. Türkiye, BM Güvenlik Konseyi&#8217;nin aldığı ateş kararını 22 Temmuz 1974 saat 17.00&#8242;de kabul edip, uygulamaya koyduğunu ilan etmiştir. 23 Temmuz&#8217;da 29 araçlık bir Rum konvoyu Hava İndirme Taburu tarafından pusuya düşürülerek imha edildi. Bu gelişmeler üzerine Yunanistan&#8217;da cunta, Kıbrıs&#8217;ta da Sampson istifa ettiler. BM Güvenlik Konseyi&#8217;nin 20 Temmuz 1974 günü aldığı 353 sayılı karara uyarak, üç garantör devlet olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere; Kıbrıs&#8217;ta barışı ve anayasal düzeni yeniden kurmak amacıyla 25 Temmuz&#8217;da Cenevre&#8217;de görüşmelere başladılar. 30 Temmuz&#8217;a kadar devam eden bu görüşmelerde; tarafların 8 Ağustos&#8217;ta, Cenevre&#8217;de tekrar toplanmaları kararı alındı. Bu görüşmeler sonucu yayınlanan &#8220;Cenevre Deklarasyon&#8221;u ile taraflar; Kıbrıs&#8217;ta ayrı iki otonom yönetiminin mevcut olduğunu kabul etmişler, Otonom Türk ve Rum toplumlarının federal bir devlet çatısı altında bir ortak yönetim kurmalarını beyan etmişlerdir. İlan edilen ateş-kes&#8217;ten sonra, mevcudu 40.000&#8242;ni bulan Türk birlikleri oldukça dar bir alana sıkışmış durumdaydılar. Birliklerin uzun süre bu dar bölgede bekletilmeleri emniyetleri açısından uygun değildi. Ateş-kes ile birlikte Türk birliklerinin ilerleyişlerini durdurmaları üzerine adanın her yanındaki binlerce Türk, Rumlar tarafından kuşatılmış, Rumlar Türk köylerindeki savunmasız çoğu çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere yüzlerce Türk&#8217;ü topluca ve vahşice öldürmüştü. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">14 AĞUSTOS 1974- İKİNCİ BARIŞ HAREKATI </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">İkinci Cenevre Konferansı&#8217;nda Yunan ve Rum tarafı zaman kazanmak, dünya kamuoyunu Türkiye aleyhine çevirmek için uzlaşmaz bir tutum sergilemeye başladılar. Birinci Cenevre Konferansı&#8217;nda alınan kararları dahi dikkate almadılar. İkinci Cenevre Konferansı&#8217;nın başarısızlığa uğraması üzerine, Türk Silahlı Kuvvetleri İkinci Barış Harekatına başladı. 14 Ağustos günü Saat 06.30&#8242;dan itibaren 28 ve 39 ncü Tümenler, Magosa ve Boğaz Deniz üssünü ele geçirmek üzere doğuya doğru taarruza başladılar. Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı ile Lefkoşa Sancağı ve Komando Tugayı kolordu bölgesinin batı kesimini savunmakla görevlendirilmişlerdi. 39 Tümen bölgesindeki İngiliz Tepe ve Kara Tepe, Rum savunmasının bel kemiği durumunda idiler. 39 Tümen&#8217;in birlikleri saat 11.30&#8242;da İngiliz Tepe ve Kara Tepe&#8217;yi ele geçirdiler. 28 Tümen saat 12.00&#8242;ye doğru Mia Milia&#8217;yı işgal etti. Saat 15.00 civarında 39.Tümen Değirmenlik&#8217;i, 28. Tümen de Timbu hava alanını ele geçirdi. Türk askeri karşısında çareyi kaçmakta bulan Rumlar mağlubiyetin acısını çıkarmak için; 14 Ağustos&#8217;ta Taşkent, Terazi, Atlılar, Muratağa ve Sandallar köylerinde; savunmasız, çoğu çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere yüzlerce Türk&#8217;ü topluca ve vahşice öldürmüştür. Adanın diğer kesimindeki Türklere de insanlık dışı, vahşice saldırılar yapılmıştır. Birliklerimiz 14 Ağustos akşama doğru Paşaköy ve Serdarlı&#8217;ya girerek soydaşlarımızla kucaklaştılar. 15 ve 16 Ağustos&#8217;ta doğu ve batı istikametlerinde ileri harekatına devam eden birliklerimiz Magosa, Lefkoşa ve Lefke hattının kuzeyindeki bölgeyi tamamen kontrol altına almışlardır. </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;">Sonuç olarak; Kıbrıs Barış Harekatı ile Kıbrıslı Türklerin can güvenlikleri sağlanmış, Rumların Enosis hayali Akdeniz&#8217;in karanlık sularına gömülmüştür. Bu savaşta; 498 Türk askeri, 70 Kıbrıslı Mücahit ve 270 Kıbrıs Türk&#8217;ü şehit olmuştur. Türkiye bu harekatı ile kendi güvenliğini ve Kıbrıslı Türklerin güvenliğini tehlikeye atacak girişimlere hiçbir zaman seyirci kalmayacağını dünyaya fiilen kanıtlamış oluyordu. 13 Şubat 1975 de Kıbrıs Türk Federe Devlet&#8217;i, 15 Kasım 1983 de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ilan edildi. Kıbrıs&#8217;ta Türk ve Rumlar arasında yapılan tüm görüşmelerde, Rumların uzlaşmaz tutumları nedeniyle günümüze kadar bir sonuç alınamamıştır. Kıbrısla ilgili yürütülen görüşmeleri bu uğurda canlarını ortaya koyan gaziler olarak dikkatle izliyoruz. Toprağa düşen şehitlerimizin ve akıtılan kanların dikkate alınacağını umuyor; uğrunda şehit verdiğimiz, kan döktüğümüz toprakları da kutsal bir emanet olarak kabul ediyoruz. Savaşta kazanılan toprağın iadesi kabullenemez. Türk silahlı Kuvvetleri&#8217;nin Kıbrıs&#8217;a yaptığı müdahale; sorunun sebebi değil, Rum-Yunan ikilisinin bugüne kadar adada uyguladıkları yanlış ve tahkirkar politikaların bir sonucudur. Yunanistan&#8217;ın Kıbrıs&#8217;ı topraklarına katmayı istemesinin asıl amacı, Türkiye&#8217;nin Doğu Akdeniz&#8217;deki hareket serbestisini kısıtlamak ve Anadolu Yarımadası&#8217;nın güneyindeki milli güvenlik kuşağını daraltıp, Türkiye&#8217;nin etrafında bir stratejik kuşatma çemberi oluşturarak, onu Anadolu&#8217;ya hapsetmektir. Türkiye&#8217;nin, Yunanistan&#8217;ın ahdi hukukuna dayalı haklarını ve milli menfaatlerini koruyamayacak kadar zayıf bir duruma düşürülmesi, O&#8217;nun Ortadoğu&#8217;da, Balkanlar&#8217;da ve Ortaasya ile Kafkaslar&#8217;da itibarını büyük ölçüde zedeleyecek; bölgesinde bir denge unsuru olma ve caydırma niteliğini ortadan kaldıracaktır. Kıbrıs&#8217;ta &#8220;Kendi kaderini tayin etme&#8221; (Self-determinasyon) hakkı söz konusu olduğunda, Ada&#8217;da yaşayan Türk halkı, BM Anayasa&#8217;sının 73 ncü maddesi esasları çerçevesinde en az Rumlar kadar kendi kaderini tayin etmede söz ve hak sahibidir. Asırlardır Kıbrıs&#8217;ta yaşayan Türklerin Ada üzerinde hükümranlık hakları vardır. Bu haklarını Rumlara devretmeleri söz konusu olamaz. Batı, dün olduğu gibi bugünde Yunan-Rum yanlısı tutumunu devam ettirmekte, Yunanistan ve Kıbrıs sorunlarının çözümünde Türk tarafından sürekli ödün istemektedir. Aşağıdaki örnekler, geçmişte Batı&#8217;nın, Yunan-Rum yanlısı tutumunu açıkça ortaya koymaktadır. &#8211; Emekli General Nurettin Türksan, &#8220;Yunan Sorunu&#8221; adlı kitabında, 13 Mart 1919 &#8220;Dörtler Konferans&#8217;ındaki konuşmaları aşağıdaki şekilde naklederek, 90 sene önce, Batılıların Kıbrıs&#8217;a bakış açılarını ve zihniyetlerini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyordu: &#8220;Loyd George : Niyetim, Kıbrıs&#8217;ı aynı şekilde Yunanistan&#8217;a vermektir. Clemanceau : Unutmayınız ki, Berlin Antlaşması&#8217;na göre bu konuda benden izin almanız gerekmektedir. Loyd George : Bu izni bana vereceğinizi ümit ederim. Başkan Wilson: Yunanistan&#8217;a bu hediyeyi verebilirseniz büyük ve değerli bir iş yapmış olursunuz..&#8221; &#8211; ABD Senatosu 17 Mayıs 1920 tarihinde Henry Cabot Lodge&#8217;nin sunduğu aşağıdaki kararı kabul ediyordu: &#8221; Senato, Kuzey Epir&#8217;in, Kariça&#8217;nın, Ege&#8217;deki 12 adanın ve Anadolu&#8217;nun batı kıyılarının barış konferansı tarafından Yunanistan&#8217;a verilmesini kabul eder.&#8221; — Yine ABD Senatosu, 21 Ocak 1920 tarihinde aldığı bir kararla Trakya&#8217;nın Yunanistan&#8217;a verilmesini kabul etmiştir. Bu suretle, ABD Yunanistan&#8217;ın Anadolu&#8217;yu işgal etmesini teşvik ediyordu. Günümüzde bu örneklerin çoğalarak devam ettiğini görüyoruz. Batı ile sorunlarımızın başlangıcı, Türklerin Anadolu&#8217;ya girdikleri tarih olan 1071 yılıdır. Her nedense, Batı ve Hıristiyan dünyası TÜRKLERİ ne Avrupa&#8217;da ne de Anadolu&#8217;da kabullenememiştir. </span></span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/tarihimiz.wordpress.com/123/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/tarihimiz.wordpress.com/123/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tarihimiz.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tarihimiz.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tarihimiz.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tarihimiz.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tarihimiz.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tarihimiz.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tarihimiz.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tarihimiz.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tarihimiz.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tarihimiz.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tarihimiz.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tarihimiz.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tarihimiz.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tarihimiz.wordpress.com/123/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=123&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/05/kibris-baris-harekati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44a0cc611933454c5b42f8facf729559?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cevdet68</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:dvhozInYbtv4NM:http://www.turksolu.org/147/foto/kibris-baris-harekati.png" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>H.z.  MUHAMMED’İN(S.a.v) KIZI FATIMA’YA EVLİLİK ÖĞÜTLERİ</title>
		<link>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/05/hz-muhammed%e2%80%99insav-kizi-fatima%e2%80%99ya-evlilik-ogutleri/</link>
		<comments>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/05/hz-muhammed%e2%80%99insav-kizi-fatima%e2%80%99ya-evlilik-ogutleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 May 2008 19:12:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cevdet68</dc:creator>
				<category><![CDATA[İSLAM TARİHİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihimiz.wordpress.com/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[  H.z.  MUHAMMED’İN(S.a.v) KIZI FATIMA’YA EVLİLİK ÖĞÜTLERİ   Hz. Fatma gelin edilip Hz. Ali&#8217;nin evine götürülürken, Resulullah kendisine şöyle nasihat etmişti: &#8220;Nefsini (bedenini) temiz tut. Dilinle Rabbini zikreyle.&#8221; Fatıma: &#8220;Bedenimi nasıl temiz tutayım?&#8221; Resulullah: &#8220;Su ile temizlenmekle. Kocan sana baktığı zaman ferahlasın. Gözlerine sürme sürmekle. Çünkü sürme kadınların ziynetidir. Ey Fatıma! Başına zeytinyağı sür. Başına [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=118&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:center;margin:0;" align="center"> </p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:center;margin:0;" align="center"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Times New Roman;"><span style="color:red;">H.z.<span>  </span>MUHAMMED’İN(S.a.v) KIZI FATIMA’YA EVLİLİK ÖĞÜTLERİ</span></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:10pt;"><span style="font-family:Times New Roman;">Hz. Fatma gelin edilip Hz. Ali&#8217;nin evine götürülürken, Resulullah kendisine şöyle nasihat etmişti: &#8220;Nefsini (bedenini) temiz tut. Dilinle Rabbini zikreyle.&#8221; Fatıma: &#8220;Bedenimi nasıl temiz tutayım?&#8221; Resulullah: &#8220;Su ile temizlenmekle. Kocan sana baktığı zaman ferahlasın. Gözlerine sürme sürmekle. Çünkü sürme kadınların ziynetidir. Ey Fatıma! Başına zeytinyağı sür. Başına zeytinyağı süren kadına şeytan zarar vermez. Ey Fatıma! Kocan sana baktığında gözlerini yumma ki muhabbetin artsın. Kocan başka tarafa baktığı zaman, sen onun yüzüne bak ki, bir ay oruç tutmuş gibi sevap kazanmış olasın. Ey Fatıma! Kocan seni yatağa çağırdığı vakit gitmezlik etme ki, Allah&#8217;ın lanetini kazanmış olmayasın. Ey Fatıma! Cinsi münasebette kocana latife et, şakalaş ki, sana muhabbet etsin. Böylece başkasına muhabbet beslemesin. Ey Fatıma! Kocanın ayıbını, kusurunu başkasına açma. Çünkü bu sebeple, Allahü Teala&#8217;nın, meleklerin, peygamberlerin, sonra da kocanın gazabını kazanmış olursun. Ey Fatıma! Bu vasiyetleri (öğütleri) bana Cebrail Aleyhisselam söyledi”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:small;font-family:Times New Roman;"> </span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/tarihimiz.wordpress.com/118/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/tarihimiz.wordpress.com/118/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tarihimiz.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tarihimiz.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tarihimiz.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tarihimiz.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tarihimiz.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tarihimiz.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tarihimiz.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tarihimiz.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tarihimiz.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tarihimiz.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tarihimiz.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tarihimiz.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tarihimiz.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tarihimiz.wordpress.com/118/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=118&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/05/hz-muhammed%e2%80%99insav-kizi-fatima%e2%80%99ya-evlilik-ogutleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44a0cc611933454c5b42f8facf729559?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cevdet68</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ÇANAKKALE</title>
		<link>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/04/canakkale/</link>
		<comments>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/04/canakkale/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 04 May 2008 13:40:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cevdet68</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihimiz.wordpress.com/?p=115</guid>
		<description><![CDATA[<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=115&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/04/canakkale/"><img src="http://img.youtube.com/vi/R_JzRJ58wg0/2.jpg" alt="" /></a></span>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/tarihimiz.wordpress.com/115/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/tarihimiz.wordpress.com/115/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tarihimiz.wordpress.com/115/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tarihimiz.wordpress.com/115/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tarihimiz.wordpress.com/115/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tarihimiz.wordpress.com/115/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tarihimiz.wordpress.com/115/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tarihimiz.wordpress.com/115/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tarihimiz.wordpress.com/115/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tarihimiz.wordpress.com/115/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tarihimiz.wordpress.com/115/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tarihimiz.wordpress.com/115/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tarihimiz.wordpress.com/115/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tarihimiz.wordpress.com/115/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tarihimiz.wordpress.com/115/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tarihimiz.wordpress.com/115/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=115&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/04/canakkale/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44a0cc611933454c5b42f8facf729559?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cevdet68</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>KILIÇ ARSLAN</title>
		<link>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/kilic-arslan/</link>
		<comments>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/kilic-arslan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 May 2008 21:44:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cevdet68</dc:creator>
				<category><![CDATA[SELÇUKLULAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihimiz.wordpress.com/?p=98</guid>
		<description><![CDATA[KILIÇ ARSLAN (1092-1107)   Kiliç Arslan Iznik&#8217;e gelip Anadolu Selçuklu tahtina oturduktan sonra Bizans imparatorunun tahrik ve kiskirtmasiyla Izmir emiri Çaka Bey ile ugrasmak zorunda kaldi.   Tesis ettigi kuvvetli bir donanma ile pekçok zafer kazanan ve Peçenek Türkleri ile isbirligi yaparak Bizans&#8217;i ortadan kaldirip büyük bir devlet kurmak niyetinde olan Çaka Bey Bizans imparatoru [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=98&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">KILIÇ ARSLAN (1092-1107)</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Kiliç Arslan Iznik&#8217;e gelip Anadolu Selçuklu tahtina oturduktan sonra Bizans imparatorunun tahrik ve kiskirtmasiyla Izmir emiri Çaka Bey ile ugrasmak zorunda kaldi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Tesis ettigi kuvvetli bir donanma ile pekçok zafer kazanan ve Peçenek Türkleri ile isbirligi yaparak Bizans&#8217;i ortadan kaldirip büyük bir devlet kurmak niyetinde olan Çaka Bey Bizans imparatoru için büyük bir tehlike teskil ediyordu. O tarihlerde Bizans imparatorlugu Marmara kiyilarinda Anadolu Selçuklulari, Edirne&#8217;de Peçenekler, Ege&#8217;de de Çaka Bey tarafindan kusatilmis durumdaydi. Ege denizinde ve adalarda hakimiyet Çaka Bey&#8217;in idi. Bu durumdan oldukça rahatsiz olan Bizans Avrupa&#8217;daki hristiyan dünyasindan bir an önce Haçli seferlerini baslatmasini istiyordu. Bizans imparatoru Alexios Komnenos Hristiyan dünyasindan acil yardim alamadiysa da Kumanlarla anlasarak onlarin 40.000 süvariyle Bizans ordusuna katilmasini sagladi. Meriç nehrinin sol kiyisinda Umur Bey mevkiinde Peçenekler&#8217;e saldirarak onlari tarih sahnesinden sildi (29 Nisan 1091). Bu zaferle cosan Haçlilar da birkaç yil sonra hazirliklarini tamamlayarak hem Bizans imparatorluguna hayat verdi, hem de Anadolu ve Ortadogu&#8217;yu bir kan gölüne çevirdi. <span id="more-98"></span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Alexios simdide Çaka Bey&#8217;i bertaraf etmek için plânlar yapiyordu. Kiliç Arslan Çaka Bey&#8217;in kizi ile evlenerek onunla akrabalik kurmustu. Fakat onun giderek güçlenmesi aslinda Kiliç Arslan&#8217;i da endiselendiriyordu. Imparatorun Kiliç Arslan&#8217;a &#8220;Çaka Bey senin devletini ele geçirmek istiyor&#8221; tarzinda yazdigi mektup sultanin endiselerini daha da arttirmisti. Sonunda Kiliç Arslan ile impaator Alexios Çaka Bey&#8217;e karsi bir ittifak yaptilar ve Kiliç Arslan bir ziyafet sirasinda kayinpederini öldürdü (1095). Böylece Çaka Bey&#8217;i bertaraf eden ve imparatorla anlasarak batiyi emniyet altina alan Sultan Kiliç Arslan daha sonra Malatya seferine çikti. Selçuklu hakimiyeti sirasinda Gabriel adli bir ermeninin yönetiminde olan sehir hem Danismendliler&#8217;in hem de Türkiye Selçuklulari&#8217;nin hedefi olmustu. Danismendliler&#8217;den daha erken davranarak sehri muhasaraya baslayan Kiliç Arslan Haçlilarin Selçuklu sinirlarina yaklastigini haber alinca kusatmayi kaldirip süratle geri döndü.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">KILIÇ ARSLAN VE HAÇLILAR</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Ortadogu Islâm dünyasinin taht kavgalari ve mezhep çatismalari ile mesgul oldugu bu dönemde hilâl-haç, dogu-bati mücadelesinin en hareketli ve en mühim bir safhasini teskil eden haçli istilasina maruz kalmistir. XI. yüzyilin sonlarinda baslayan bu hareket asirlarca devam etmistir. Devrimizi alâkadar eden bu haçli harekâtinin hedef ve plânlarindan ana hatlariyla bahsetmemiz uygun olacaktir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">XI. asrin son yillarina dogru bilhassa dini, ictimaî ve iktisadî sebeplerle ortaya çikan bu hareket bati Avrupa&#8217;da Vatikan kilisesinin önderliginde baslatilmistir. Din perdesi altinda Papalik müessesesinin tesviki ile geri medeniyetli ve ilkel halk kitleleri harekete geçirilerek müslümanlara karsi büyük bir istilâ harekâti baslatilmistir. Papazlar Hz. Isa&#8217;nin dogum yeri Kudüs&#8217;ün ve kutsal saydiklari makamlari müslümanlar tarafindan kirletildigini, Kudüs&#8217;e giden hristiyanlara zulüm ve iskence yapildigini öne sürerek böylesine mukaddes bir sehrin müslümanlarin elinden alinmasi gerektigini ifade ediyorlardi. Halbuki uzun süredir kutsal topraklar hristiyan haci adaylari tarafindan ziyaret ediliyor ve bu konuda onlara müslümanlar tarafindan mani olunmak söyle dursun zorluk bile çikarilmiyor, hatta yardim ediliyordu. Filistin&#8217;de kendilerine ayrilmis hastahaneler ve ikamet merkezleri bulabiliyorlardi. Kiliseleri, manastirlari hatta kitapliklari bile vardi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Kesislerin hristiyanlari istedikleri yöne sevketmek için kullandiklari çok etkili bir silâh vardi. Bu da affettirmekti. Onlarin bu defa ayni silâhi kullanarak günahkâr halk kitlelerini kendi maksatlarina alet ettiklerine sahit oluyoruz. Zavalli halk bu kutsal yolculuga çikmakla günahlarinin affedilecegine inaniyordu. Bunun yaninda bati Avrupa&#8217;nin ekonomik kriz içine düsmesi ve bu sikintidan ancak dogunun baharat ve diger ticaret yollarini ele geçirmekle kurtulacaklarina dair propagandalarda bu konuda etkili olmustur. Fakat en önemli sebep Islâmin giderek hristiyanlik aleyhine evrensel bir din haline gelmesi, Malazgirt zaferinden çok kisa bir süre sonra Anadolu, Suriye ve Filistin&#8217;in müslüman Türk hakimiyetine geçmesi, Iznik&#8217;in baskent oldugu bir Türk devletinin kurulmasi, Çaka Bey&#8217;in Izmir&#8217;de tesis ettigi kuvvetli bir donanma ile Bizans&#8217;i tehdit etmesi, dogudan bir sel gibi akan Türkmen kitlesinin bastiklari yeri vatan yapma düsünceleridir. Müslüman Türkler büyük bir ihtimalle Bizans engelini asacak ve Avrupa&#8217;ya da hakim olacaklardi. Türklerin Rumeli&#8217;ye geçmelerini önlemek, Anadolu, Suriye, Filistin ve Akdeniz&#8217;den onlari temizlemek gerekiyordu. Bunu da ancak bütün hristiyan dünyasinin birlikte hareket etmesi halinde basaracaklardi. Hilâl&#8217;e karsi haçin savunulmasi görevini üzerine aldigi kabul edilen Bizans artik müslüman Türkler karsisinda bu görevini yerine getiremeyecek gibiydi. O halde hristiyan dünyasi kendini Türk tehdidine karsi güvenlik altina almak için kutsal topraklarin fethine çikmaktaydi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Papa II. Urbanus 18-28 Kasim 1095 tarihleri arasinda bütün bati Avrupa&#8217;nin ileri gelen din adamlarinin katildigi bir toplantida bu büyük harekâta süratle hazirlanmalari gerektigini anlattiktan sonra ilk büyük haçli kitlesinin harekete geçmesini temin etmistir. Ertesi yil yani 1096&#8242;da Pierre l&#8217;Ermitte ile Walter sans Avoir idaresinde heyecanli fakat disiplinsiz bir haçli kitlesi düzensiz bir vaziyette Belgrad, Nis, Sofya, Filibe ve Edirne üzerinden Istanbul&#8217;a gelmis ve Bizans imparatoru Alexios Komnenos tarafindan 6 Agustos 1096 tarihinde Anadolu yakasina geçirilmistir. Bir savas disiplininden uzak bu haçli kitlesi Eylül 1096&#8242;da Sultan Kiliç Arslan&#8217;in kardesi Davut tarafindan bozguna ugratilmis ve kurtulanlar Istanbul&#8217;a siginmislardir. Bu haçli sürülerinin Kiliç Arslan tarafindan imha edilmesi üzerine Avrupa&#8217;da prens ve dükler zirhli askerlerden mütesekkil ordularla yeni bir harekâti baslatmislardir. Bu ikinci harekâta katilan prens ve dükler sunlardir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">1. Fransa krali I. Henri&#8217;nin kardesi Vermandois kontu Hugues.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">2. Toulouse kontu Raimond de Saint Gilles.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">3. Asagi Loren kontu Godefrooi de Boullon, kardesleri Boudouin ve Eustace.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">4. Flandr kontu II. Robert.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">5. Fatih William&#8217;in oglu Normandia kontu Robert.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">6. Toranto hakimi Bohemund, kardesi Roger, yegeni Tancred ve amcasi Sicilyali Roger.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Birincinin aksine tam bir disiplin içinde bulunan bu ordular savas kabiliyeti yüksek sövalyelerden olusuyordu. Bu askerler yukarida isimlerini yazdigimiz komutanlarin idaresinde 4 kol halinde harekete geçmislerdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">1. Tuolouse kontu Raimond&#8217;un idaresindeki kitalar Güney Fransa ve Italya üzerinden Istanbul&#8217;a gelecekler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">2. Boudouin, Pirre de Toul, Godefroi de Bouillon ve kardesi Boudouin emrindeki kuvvetler kuzey Fransa ve Rhen nehri üzerinden hareketle Almanya&#8217;yi geçip Balkanlar üzerinden Istanbul&#8217;a geleceklerdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">3. Bohemund ve yegeni Tancred&#8217;in komutasinda güney Italya&#8217;daki Normanlardan tesekkül eden kuvvetler Adriyatik denizinden Epir&#8217;e oradan da kara yolu ile Trakya üzerinden Istanbul&#8217;a ulasacaklardi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">4. Hugues de Vermandois, Normandiya dükü Robert ve Flandr kontu Robert baskanligindaki bir grup da Fransa, Italya ve Dalmaçya üzerinden Istanbul&#8217;a geleceklerdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Bu yeni haçli kuvvetleri 1097&#8242;de imparator Alexios tarafindan karsiya geçirildi. Mayis 1097&#8242;de Iznik&#8217;i kusatan Haçlilar müstahkem surlarla çevrili sehri sikistirmaya basladilar. Anadolu Selçuklu sultani Kiliç Arslan bu sirada Malatya&#8217;da bulunuyordu. Üstün haçli kuvvetleri karsisinda basarili olamayacaklarini anlayan Türk askeri sehri Bizans kumandani Butumites&#8217;e teslim etmek üzere müzakerelere basladiklari sirada Kiliç Arslan gelince teslimden vazgeçerek Haçlilarla kanli bir mücadeleye giristiler. Selçuklu sultani ordusunu Iznik hisari önündeki ovada savasa soktu. Çok çetin geçen bu çarpismalar sirasinda her iki taraf da agir zayiat verdi. Sonunda Iznik&#8217;i kendi mukadderatina birakarak Haçlilari daglik bölgelerde ve geçitlerde sikistirmak gayesi ile geri çekilmeye karar verdi. Haçlilar siddetli hücumlar sonunda Iznik&#8217;i ele geçirerek Bizans&#8217;a teslim ettiler (19 Haziran 1097). Kiliç Arslan böylece yalniz baskentini degil oradaki asker ve hazinelerini de kaybederken haçli kuvvetleri de Eskisehir istikametinde ileri harekâta devam ettiler. 30 Haziran 1097&#8242;de Eskisehir ovasinda Haçlilari tekrar sikistiran Kiliç Arslan arkadan yetisen zirhli birlikler karsisinda geri çekilmek zorunda kaldi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Kiliç Arslan Anadolu içlerine çekilirken muhtelif yörelerdeki Türk birliklerini kendisine katilmaya çagirdi. Bu arada Danismendli Gümüstekin Gazi ve Kayseri bölgesi emîri Hasan ile ittifak yapti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Haçlilar Eskisehir ovasinda bir kaç gün dinlendikten sonra Bizanslilarin tavsiyesine uyarak Konya&#8217;ya dogru yola çiktilar. Türk birlikleri zaman zaman yaptiklari baskinlarla Haçlilara agir zayiat verdirdiler. Haçlilar Agustos ortalarinda Konya&#8217;ya varip Meram&#8217;da bir süre dinlendikten sonra Eregli&#8217;ye hareket ettiler. Kiliç Arslan bu sirada tekrar haçlilarin karsisina çikti, fakat savasa girmeye cesaret edemedi. Haçlilar Eregli&#8217;de iki kola ayrildilar. Bir kismi Kilikya istikametinde yola devam ederken büyük bir bölümü de Kayseri&#8217;ye yöneldi. Emir Hasan yol boyunca Haçlilarla kahramanca savastiysa da Türklerin Kayseri&#8217;yi bosaltmalarina engel olamadi. Haçlilar Kayseri&#8217;yi geçip Göksun ve Maras yolu ile Antakya&#8217;ya dogru ilerlediler. Haçlilar Kilikya&#8217;ya varinca, Ermeniler&#8217;den gördükleri yardimlar sayesinde oldukça rahatladilar. Burada Godefroi de Bouillon&#8217;un kardesi Boudouin Ermeni Thoros&#8217;un daveti üzerine haçli ordusundan ayrilarak Urfa&#8217;ya gitti ve bir süre sonra onu öldürterek Urfa Haçli Kontlugu olarak bilinen ilk haçli devletçigini kurdu (10 Mart 1098). Haçlilar daha sonra 27 Haziran 1098&#8242;de Büyük Selçuklu hakimiyetindeki Antakya&#8217;yi isgal ederek ikinci Haçli devletini teskil eden Antakya prinkepsligini kurdular. Böylece Suriye&#8217;nin en önemli sehrini ele geçirdikten sonra asil hedefleri olan Kudüs&#8217;e dogru ilerlemeye basladilar. O sirada Fatimî valisi Iftiharü&#8217;d-Devle&#8217;nin hakimiyetindeki Kudüs&#8217;ü zaptederek binlerce müslümani kiliçtan geçirdiler ve Kudüs&#8217;te ilk Haçli Kralligi&#8217;ni kurdular (15 Temmuz 1099).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Birinci Haçli seferinin Kudüs&#8217;ün zaptiyla (15 Temmuz 1099) sonuçlanmasi Avrupa&#8217;da büyük bir heyecan uyandirdi ve Urbanus&#8217;un halefi II. Pascalis yeni bir sefer için yogun bir faaliyet baslatti. Clermont konsilinden sonra Avrupa&#8217;da araliksiz sürdürülen haçli propagandasi bazi küçük gruplarin kara veya deniz yoluyla akin etmelerini saglamaktaydi. Hristiyan dünyasinin Kudüs ve hakim olduklari diger topraklari ellerinde tutmak için hiç süphesiz çok sayida insana ihtiyaci vardi. Nitekim Godefroi de Bouillon ve kral I. Baudouin Avrupa&#8217;dan sürekli insan istemislerdi. Doguya gidenler dinî duygularini tatmin etmekten çok oraya yerlesmek niyet ve düsüncesindeydiler. Ancak sayilari yeterli olmadigi için Dogu&#8217;da istedikleri üstünlügü saglayamiyorlardi. Bu sebeple de güçlü ordularin bölgeye intikali için çaba sarfediyorlardi. Fakat büyük ordulari harekete geçirmek için sadece dinî propaganda yeterli olmuyor, oradaki zenginlik ve serveti de dile getirmek gerekiyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Papa II. Pascalis yeni bir haçli seferi için Avrupa&#8217;nin güçlü krallarina çagrida bulunmus, ancak olumlu cevap alamamisti. Fakat Birinci haçli seferi nasil onlarsiz basariya ulastiysa bu sefer de tecrübeli liderlerin idaresindeki askerlerle basariya ulastirilabilirdi. Gerçekten de 1101 yili haçli seferine katilan üç büyük ordu da dükler, kontlar ve kilise ileri gelenlerinin liderliginde yola çikmisti. Birbirlerinden ayri olarak hareket eden üç ordunun birincisi Milano baspikoposu Anselm&#8217;in idaresindeki Lombardlar, Kont Etiennne de Blois&#8217;in emrindeki Fransizlar ve Konrad&#8217;in kumandasindaki Almanlar&#8217;dan olusuyordu. Ikinci ordu Nevers kontu II. Guillaume&#8217;un kumandasindaki Fransizlar, üçüncü ordu ise Aquitania dükü IX. Guillaume&#8217;un kumandasindaki Fransizlar ve Bavyera dükü IV. Welf&#8217;in idaresindeki Almanlardan mütesekkildi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">1101 yili haçli seferine katilan ilk ordu Lombard ordusu idi Baspiskopos Anselm&#8217;in idaresindeki büyük bir Lombard ordusu 13 Eylül 1100&#8242;de Milano&#8217;dan yola çikti. Ordu Subat sonlarinda Istannbul&#8217;a vardi ve surlarin disinda karargâh kurup Fransiz ve Alman birliklerini beklemeye basladi. Lombardlar Istanbul&#8217;a geldiklerinde Italyan Normanlarinin reisi ve Antakya prinkepsliginin kurucusu Bohemund&#8217;un yaklasik bir yil önce Danismendli Gümüstekin Gazi tarafindan esir alindigini ögrendiler. Burada onu esaretten kurtarip bölgeyi istilâ etmeye karar verdiler. Imparator Alexios Komnenos, Raimond ve Etienne de Blois onlari bu karardan vazgeçirmeye çalistilarsa da basarili olamadilar. Lombardlar ve müttefikleri Izmit yakinlarindaki Kivetot&#8217;ta toplandiklari sirada durumdan haberdar olan I. Kiliç Arslan dört yil öncesine göre daha hazirlikli görünüyordu. Anadolu&#8217;da gelismekte olan Danismendli Beyligi ile en azindan Haçlilara karsi birlikte mücadele edecek kadar iyi iliskiler içindeydi. 3 Haziran 1101&#8242;de Kivetot&#8217;tan hareket eden ordu Iznik, Osmaneli, Gölpazari, Nallihan ve Ayas üzerinden Ankara&#8217;ya vardi. Ankara kalesi Anadolu Selçuklu sultani I. Kiliç Arslan&#8217;a bagli bir Türk garnizonu tarafindan müdafaa edilmekteydi. Fakat bu küçük birlik Haçlilara mukavemet edecek kadar güçlü degildi. Haçlilar 23 Haziran 1102&#8242;de kaleyi ele geçirdiler ve anlasma uyarinca Bizans temsilcisine teslim ettiler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Birinci ordu daha sonra Amasya ve Niksar&#8217;a gitmek üzere Ankara&#8217;dan ayrildi. Haçli ordusunu izledigi anlasilan Sultan I. Kiliç Arslan Danismendli Gümüstekin Gazi&#8217;yi yardima çagirdi. Haçlilarla yapilan savas gözönünde bulundurulursa Kiliç Arslan&#8217;in Haleb Selçuklu meliki Ridvan ve Harran emiri Karaca&#8217;dan da yardim istedigi anlasilmaktadir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Sultan Kiliç Arslan Haçli ordusunun önünde geri çekilirken araziyi tahrib ettigi için Haçlilar yol boyunca yiyecek sikintisi çektiler. Çankiri&#8217;nin güçlü bir Türk garnizonu tarafindan korundugunu gören Haçlilar çaresizlik içinde etrafi yagmaladilar. Kiliç Arslan&#8217;in hemen saldiriya geçmemesi muhtemelen bekledigi yardimin gelmemesinden dolayi idi. Bundan dolayi da Haçli birliklerinin yürüyüslerini zorlastirmak ve zaman zaman da baskin tarzinda taarruzlarda bulunmakla yetiniyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Haçlilar Çankiri&#8217;dan itibaren sürekli olarak Türk birliklerinin saldirilarina maruz kalinca, öncü ve artçi kuvvetleriyle kendilerini korumaya çalistilar. Fakat Türkler ordunun gerisinin 700 kisilik bir kuvvetle korundugunu görünce ani hücuma geçtiler. Lombardlar panige kapilip dagildilar. Amasya istikametindeki yürüyüslerini devam ettiren Haçlilar Amasya yakinindaki bir yerde ordugâh kurdular. Kiliç Arslan, Gümüstekin Gazi, Karaca ve Ridvan&#8217;in kumandasindaki 20.000 kisilik Türk ordusu 2 Agustos Cuma günü haçli kampini kusatmis, fakat Lombardlar ve Fransizlar&#8217;in birlikte sikica teskil ettikleri saflari yaramamislardi. Ertesi gün Konrad ve yegeni Bruno kumandasindaki 3.000 kisilik Alman birligi yiyecek aramak için ordugâhtan ayrilmislar, iki mil uzakta Türklere ait bir kaleye saldirip içindeki esya ve erzaki almislardi. Geri dönerlerken Türklerin kurdugu pusuya düserek hem elde ettikleri ganimet hem de 700 kisiyi kaybetmislerdi. Haçlilar ertesi gün Türklerle savasa girmek niyetinde olduklari halde sonradan gece karanligindan istifadeyle kaçip gitmeye karar vermislerdir ki bu durum sövalyelerin kahramanlik ve fedakârlik gibi meziyetleriyle bagdasmamaktadir. Sövalyelerin zoru görünce kadin, çocuk ve yaslilari terkedip telâs ve korku içinde dagildiklari anlasilmaktadir. Türkler haçlilarin gece karanligindan istifadeyle kaçtiiklarini ögrenince önce ordugâha gelip burada kalanlari esir aldi veya öldürdü. Daha sonra Kiliç Arslan, Gümüstekin ve Belek Gazi kaçan orduyu takibe koyuldular. Kisa bir süre içinde onlara yetiserek hepsini kiliçtan geçirdiler. Haçlilar büyük zayiat verdiler. Ordunun yüzde seksenini kaybetmislerdi. Ancak liderlerin hepsi sag salim Istanbul&#8217;a dönmüstü. Böylece 1101 yili haçli seferine katilan birinci ordunun harekâti hezimetle sona ermisti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Kiliç Arslan ve müttefikleri bu zaferi kutlarken ikinci bir haçli ordusunun Anadolu&#8217;yu geçerek Konya&#8217;ya dogru yol aldigini ögrendiler. Bütün Türk kuvvetleriyle birlikte tepeler ve ovalar üzerinden bu haçli ordusunu takibe koyuldular. Yol boyunca araliksiz Türk hücumlarina maruz kalan sövalyeler Konya&#8217;ya gelmis fakat sehrin güçlü bir Türk garnizonu tarafindan korundugunu görmüslerdi. Muhasaradan bir sonuç alamayinca Eregli&#8217;ye hareket eden Haçlilar yol boyunca siddetli susuzluk çektiler. 300 kisi yolda ölürken digerleri de çok bitkin ve perisan düsmüslerdi. Konya&#8217;dan ayrildiktan 3-4 gün sonra 13-16 Agustos&#8217;ta Kiliç Arslan ve müttefikleri tarafindan kusatilip imha edildiler. Kurtulabilenler sefalet içinde ve büyük zorluklarla yollarina devam edip Antakya&#8217;ya ulasabildiler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Kiliç Arslan&#8217;in müttefikleriyle birlikte kazandigi bu zaferden hemen sonra Aquitanyalilar ve Bavyeralilardan olusan üçüncü bir haçli ordusunun Anadolu&#8217;ya girdigi ögrenildi. Kiliç Arslan Lombardlar&#8217;a yaptigi gibi bu orduyu da yürüyüsleri sirasinda yipratmak için Haçlilarin geçecekleri bölgeleri tahrib etti. Sultan Eregli&#8217;ye dogru geri çekilirken bütün Türk birliklerini toparladiktan sonra bu büyük haçli ordusuyla savasa girmeyi düsünüyordu. Haçlilar Eylül ayi basinda Eregli yakinlarina kadar geldiler. Eregli suyunun kenarinda kismen bataklik olan arazide cereyan eden savasta Haçlilar agir bir bozguna ugradilar. Canlarini kurtarabilen az sayidaki kisiler daglara çekildiler. Aquitanyali Fransizlar ve Bavyerali Almanlardan olusan üçüncü haçli ordusunun da bu sekilde pusuya düsürülerek imha edilmesiyle 1101 yili haçli seferi Türklerin kesin zaferiyle noktalanmis oluyordu. Kazanilan bu zafer Türklerin Anadolu&#8217;daki varliklari açisindan bir dönüm noktasi teskil etmekttedir. Kiliç Arslan, Gümüstekin Gazi, Ridvan ve Artuklu Belek Gazi gibi çok sayida Türk emiri üç haçli ordusunu da birbiri arkasindan bozguna ugratmakla Anadolu&#8217;nun Türk vatani oldugunu kesin olarak ortaya koymus oluyorlardi. Artik Anadolu topraklari Haçli tehdidinden kurtulmus ve haçlilarin Anadolu&#8217;da toprak ele geçirme emelleri yikilmisti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">KILIÇ ARSLAN VE DÂNISMENDLILER</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Dânismendliler 1071-1178 yillari arasinnda Sivas, Amasya, Tokat ve Malatya ile civarlarinda hüküm süren bir Türk beyligidir. Sultan I. Kiliç Arslan&#8217;in Haçlilarla mesgul oldugu sirada Danismendli Gümüstekin Gazi 1100 yilinda Ermeni Gabriel&#8217;in elinde bulunan ve daha önce Sultan Kiliç Arslan tarafindan da muhasara edilmis olan Malatya&#8217;ya hücum etti. Zor durumda kalan Gabriel haçli reislerine haber gönderip acil yardim istedi. Bunun üzerine Antakya prinkepsi (prens) Bohemund yola çikarak Dânismendli Gümüstekin Gazi üzerine yürüdü. Fakat maglûp oldu ve esir alinarak önce Sivas&#8217;ta daha sonra da Niksar&#8217;da hapsedildi. Bu durum Islâm dünyasinda büyük bir sevinç uyandirdi. Haçlilar ise çok büyük endiseye kapildilar. Bohemund&#8217;u kurtarmak için harekete geçen bir haçli ordusu yukarida temas edildigi gibi 1101 yilinda Ankara&#8217;yi zaptederek yol boyunca pekçok köy ve kasabayi tahrip ve yagma etti. Ayni maksatla harekete geçen baska bir haçli ordusu da Anadolu topraklarina girmisse de Dânismendli Gümüstekin Gazi Halep Selçuklu meliki Ridvan ve diger emîrlerle isbirligi yapan Sultan Kiliç Arslan bu haçli ordusunu Merzifon yakinlarinda tamamen imha etmistir. Ne yazik ki bu gelismeler Anadolu Selçuklulariyla Dâ-nismendliler arasindaki isbirligi ve ittifakin bozulmasina sebep olmustur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Müsterek düsmanin imhâ edilmesinden sonra 1102 yilinda Malatya&#8217;yi ele geçiren Danismendli Gümüstekin Gazi ile Sultan Kiliç Arslan arasinda rekabet basladi. 1103 tarihinde Maras yolu ile Antakya üzerine yürümekte olan Kiliç Arslan Danismend Gazi&#8217;nin Bohemund&#8217;u 100 bin dinar fidye karsiliginda serbest biraktigini, esirler arasinda bulunan Richard&#8217;in da saliverilmesi maksadiyla imparator Alexios Komnenos ile müzakereye giristigini ögrenince hem Anadolu Selçuklu Sultani hem de müttefiki olmasi itibariyla alinan fidyeniin yarisinin kendisine verilmesini istedi. Fakat Gümüstekin Gazi bu teklifi reddedince onun üzerine yürüdü ve 1103 yilinda maglûp ettti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Gümüstekin Gazi&#8217;nin 1104 yilinda ölümü üzerine Kiliç Arslan Malatya&#8217;yi muhasaraya basladi. Ona mukavemet edemeyecegini anlayan Gümüstekin Gazi&#8217;nin oglu Yagisiyan 2 Eylül 1106 tarihinde (bazi rivayetlere göre 2 Eylül 1105 tarihinde) sehri teslim etmek zorunda kaldi. Bu olay Dânismendliler&#8217;in Anadolu&#8217;da giderek artmakta olan nüfûzunu kirdi ve Anadolu Selçuklulari&#8217;nin doguda yayilmalari için müsait bir ortam hazirladi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Kiliç Arslan doguda istilâ harekâtina geçmeden önce bati sinirlarini emniyet altina alma ihtiyacini hissettti. Bu maksatla Bizans imparatoru Alexios Komnenos ile haçlilara karsi anlasti ve gönderdigi birliklerle Bizans ordusunun Bohemund&#8217;u maglûp etmesine yardimci oldu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">BÜYÜK SELÇUKLULARLA ÇATISMA VE KILIÇ ARSLAN&#8217;IN ÖLÜMÜ</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><span> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><span> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Kiliç Arslan&#8217;in doguya dogru yayilma politikasi onu Büyük Selçuklularla çatismaya itti. Sultan Berkyaruk ile Muhammed Tapar&#8217;in uzun yillar devam eden mücadelelerinden sonra Berkyaruk&#8217;un 1104 yili sonlarinda ölümü ve Musul&#8217;da meydana gelen olaylar Kiliç Arslan&#8217;in Büyük Selçuklu topraklarini ele geçirme ümidini artirdi. Kiliç Arslan&#8217;in genisleme politikasi Arslan Yabgu ve Mikailogullari arasindaki ailevî rekabetin yeniden alevlenmesine sebep oldu. Kiliç Arslan&#8217;i sarka dogru genislemeye sevkeden baska bir sebep de Islâm medeniyeti sinirlari içinde gelismekte olan dogunun bu dönemde Anadolu&#8217;ya göre çok ileri seviyede olmasiydi. Bu sirada Meyyâfarikîn (Silvan) emîri Ziyaeddin Muhammed Sultan Kiliç Arslan&#8217;i ülkesine davet ederek ona baglilik arzetti. Anadolu&#8217;daki diger beyler de ona itaatlerini bildirdiler (1105).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Sultan ertesi yil Urfa&#8217;yi kusatti. Fakat sehir müstahkem surlarla çevrili oldugu için netice elde edemedi ve Çökürmüs&#8217;ün adamlarinin daveti üzerine Harran&#8217;a gitti. Haçlilar karsisinda zor durumda kalan müslüman halk Kiliç Arslan&#8217;in Urfa&#8217;yi kusatmasini ve Harran&#8217;a gelisini sevinçle karsiladilar. Fakat sultan hastalanip Malatya&#8217;ya dönünce Urfa muhasarasi da sarka yayilma harekâti da neticesiz kaldi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Büyük Selçuklu hükümdari Muhammed Tapar emîr Çökürmüs&#8217;ün vaad ettigi hizmet ve malî yardimdan vazgeçmesi üzerine Musul ve civarini Huzistan ve Fars arasindaki bölgeyi istilâ edip halka zalimce davranan Emir Çavli Sakavu&#8217;ya iktâ etti. Çökürmüs Çavli&#8217;nin Musul&#8217;a dogru yola çiktigini duyunca ona karsi asker toplamak için harekete geçti. Dostlarina da haber gönderip yardim istedi. Erbil hakimi Ebü&#8217;l-Heyca cevabinda çabuk davranirsa kendisi ile birlikte hareket edebilecegini aksi halde Çavli&#8217;ya katilmak zorunda kalacagini bildirdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Çökürmüs bu tavsiyeyi yerinde bulup hemen yola koyuldu ve Erbil&#8217;e bagli bir köyde Ebü&#8217;l-Heyca&#8217;nin askerlerinin kendisine iltihak etmesini sagladi. Çavli&#8217;nin yaninda 1000 kisilik Çökürmüs&#8217;ün ise 2000 kisilik süvari birligi vardi. Çökürmüs galip geleceginden süphe etmiyordu. Savas baslayinca Çavli Çökürmüs&#8217;ün merkezde bulunan kuvvetlerine saldirdi ve onlari perisan etti. Çökürmüs tek basina kaldi, felç oldugu için ata binemiyor ve bir sedye içinde tasiniyordu. Nihayet esir alinarak Çavli&#8217;nin huzuruna götürüldü. Çökürmüs&#8217;ün esareti ve askerlerinin yenik düstügü haberi Musul&#8217;a ulasinca oglu Zengî&#8217;yi onun yerine emîr tayin ettiler. Sehrin ileri gelenleri ittifakla onu destekleme karari aldi. Kale müstahfizi Kizoglu Çökürmüs&#8217;e ait at ve mallari askerlere dagitti. Hille Arap emîri Seyfü&#8217;d-Devle Sadaka&#8217;ya, Kiliç Arslan&#8217;a ve Bagdat sahnesi Aksungur el-Borsukî&#8217;ye haber gönderip Çavli&#8217;yi sehre sokmamak için kendisine yardimci olmalarini istedi. Kizoglu mektubunda yukarida adi geçen sahislarin hepsine yardima geldikleri takdirde sehri kendilerine teslim edecegini bildirmisti. Seyfü&#8217;d-Devle Sadaka bu teklifi kabul etmemis ve sultan Muhammed Tapar&#8217;a bagli kalmayi uygun görmüstü. Çavli yanindaki emîrlerle Musul&#8217;u muhasaraya basladi. Askerler Emîr Çökürmüs&#8217;ü her gün katir sirtinda dolastiriyor ve &#8220;Sehri teslim edin beni de bu durumdan kurtarin&#8221; diye nida ettiriyorlardi. Fakat Musullular onun bu sözlerine hiç aldirmiyorlardi. Nihayet bir gün atilmis oldugu çukurdan Çökürmüs&#8217;ün cesedi çikarildi. Çökürmüs&#8217;ün esareti üzerine adamlarinin Sultan Kiliç Arslan, Hille Arap emîri Sadaka ve Emîr Aksungur&#8217;a davetiye çikardiklarini görmüstük. Kiliç Arslan bu teklifi kabul edip ordusu ile Musul istikametinde harekete geçti. Kiliç Arslan&#8217;in Musul seferine katilan emîrler arasinda Inalogullarindan Ibrahim, Siirt emîri Kizil Arslan, Artukoglu Ilgazi, Harput emiri Çubukoglu Mehmet, Hani emiri Sahruh ve Erzen emiri Togan Arslan da vardi. Nusaybin&#8217;e ulastiginda Çavli Musul&#8217;dan ayrilmak zorunda kalmisti. Kiliç Arslan bir süre Nusaybin&#8217;de kaldi ve ordusuna bir hayli iltihaklar oluncaya kadar orada bekledi. Kiliç Arslan&#8217;in yaklastigini gören Çavli Sincar&#8217;a gitti. Artukoglu Ilgazi ve Çökürmüs&#8217;ün adamlarindan bir grup da ona katilinca 4.000 kisilik bir süvari kuvvetine sahip oldu. Öte yandan Musul halki ve Çökürmüs&#8217;ün askerleri Nusaybin&#8217;de bulunan Kiliç Arslan&#8217;dan kendilerine dokunmayacagina dair yemin aldi. Hep birlikte Musul üzerine yürüdüler ve Sultan Kiliç Arslan 22 Mart 1107 tarihinde sehre hakim oldu. Çökürmüs&#8217;ün oglu ve adamlari onu merasimle karsiladilar. Kiliç Arslan da onlara hil&#8217;at giydirdi. Musul&#8217;da tahta oturan Kiliç Arslan Büyük Selçuklu hükümdari Muhammed Tapar adina okunmakta olan hutbeye son verip kendi adina hutbe okuttu. Askere ve halka çok iyi davrandi. Kaleyi Kizoglu&#8217;ndan teslim alan Kiliç Arslan halka zulüm gibi gelen bazi vergileri kaldirdi. Fitne ve fesada sebep olan jurnalciligi yasakladi. Kim jurnale tevessül ederse öldürürüm diye ferman çikardi. Sehre kendi memurlarini da tayin ederek Musul&#8217;u tamamen kontrolü altina aldi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Kiliç Arslan Nusaybin&#8217;e geldigi sirada Musul&#8217;dan ayrilan Çavli Artukoglu Ilgazi ile birlikte Sincar&#8217;a oradan da Rahbe&#8217;ye geçmisti. Halep Selçuklu meliki Ridvan bu sirada Emîr Çavli&#8217;ya bir mektup göndererek haçlilara karsi isbirligi teklif etti. Çavli da Ridvan&#8217;a ulaklar göndererek Musul&#8217;a yeniden hakim olabilmesi için kendisine askeri yardimda bulunmasini ve bu gerçeklestikten sonra Haleb&#8217;i tehdit etmekte olan haçlilara karsi birlikte hareket edebilecegini bildirdi. Bu sartlarla yapilan anlasmayi kabul eden Ridvan Antakya hakimi Tancred ile baris yaptiktan sonra derhal askerleri ile birlikte ona katildi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Musul&#8217;daki islerini tamamlayan Sultan Kiliç Arslan bir miktar asker ve bazi emîrlerle 14 yasindaki oglu Meliksah&#8217;i burada vekil birakip Çavli ile savasmak üzere 4.000 kisilik süvari birligi ile yola çikti. Çavli&#8217;nin güçlü bir orduya sahip oldugunu duyan bazi emîrler ordudan ayrilmaya karar verdiler. Buna ilk tesebbüs eden Emîr Inaloglu Ibrahim çadirlarini ve agirliklarini birakip ordudan ayrildi. Daha sonra diger bazi emîrler de ayni sekilde hareket ettiler. Bunun üzerine Sultan Kiliç Arslan Bizans Imparatoru Alexios Komnenos&#8217;a yardim için gönderdigi birliklerini geri çagirmak zorunda kaldi. Sultan Habur&#8217;a geldiginde yanindaki süvarilerin sayisi 5.000 idi. Emîr Çavli&#8217;nin ise 4.000 süvarisi mevcuttu. Haleb Selçuklu meliki Ridvan ve bir grup askeri de Emîr Çavli&#8217;ya katilmisti. Kaynaklarin ifadesine göre Çavli&#8217;nin askerleri daha mert ve daha cesurdu. Çavli Sultan Kiliç Arslan&#8217;a bagli emîrlerin birlikleriyle ayrilip gittiklerini görünce takviye kuvvetleri gelmeden hemen hücuma geçmeyi düsündü. 9 Sevval 500 (3 Haziran 1107) tarihinde meydana gelen savasta Sultan Kiliç Arslan olaganüstü bir cesaret göstermis ve düsman üzerine bizzat kendisi yürümüstür. Çavli&#8217;nin sancaktarinin kolunu kesmis, hatta bizzat Çavli&#8217;ya yetisip kiliç sallamis, fakat Çavli zirhli oldugundan ona bir zarar verememisti. Bu sirada Çavli&#8217;nin ordusu taarruza geçip Kiliç Arslan&#8217;a bagli kuvvetleri bozguna ugratti ve agirliklarini yagmaladi. Kiliç Arslan askerlerinin maglup oldugunu görünce kendisine karsi saltanat davasina giristigi Büyük Selçuklu hükümdari sultan Muhammed Tapar&#8217;in eline esir düsmekten korktu ve onlara ok yagdirarak atini Habur nehrine sürdü. Ati ve kendisi zirhli oldugundan ve arkadan da sandallarla devamli ok yagdirildigindan nehri geçmeyip boguldu. Cesedi birkaç gün sonra Habur&#8217;a bagli Semsâniyye köyünde bulundu. Cenaze önce burada defnedildiyse de daha sonra Meyyâfarikîn&#8217;e (Silvan) götürüldü (Temmuz 1107).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Sultan Kiliç Arslan&#8217;in atabegi Mehmed Meyyafarikîn&#8217;de onun için Kubbeetü&#8217;s-Sultan adiyla meshur bir türbe yaptirdi. Sultan Kiliç Arslan&#8217;in oglu Mesud 1143-1144 yillarinda cenazeyi Konya&#8217;ya götürmek istedi, sultanin tabutu bu maksatla Âmid&#8217;e getirildiyse de Gürcülerin Islâm topraklarina saldirmalari dolayisiyla bu mesele ile ilgilenemeyip cenazeyi tekrar Meyyafarikîn&#8217;deki türbeye naklettirdi. Kiliç Arslan&#8217;in kahramanca çarpismasina ragmen feci bir sekilde ölmesi Türkler arasinda unutulmaz acilar birakti. Ibnü&#8217;l-Esîr: &#8220;Bazi ölüm olaylari Araplar arasinda nasil meshur ise Kiliç Arslan&#8217;in ölümü de Türkler arasinda öyle meshurdu&#8221; diyor. Hatta bu olayin Osmanli hanedaninin mensup oldugu Kayi boyunun hafizasinda derin izler biraktigi ve Süleymansah&#8217;in Firat&#8217;ta bogulmasiyla karistirildigi görülmektedir. Hristiyan tarihçilerden Willermus da Kiliç Arslan&#8217;i çok cesur, ileri görüslü ve mahir bir kumandan olarak tanitir. Gerçekten de Kiliç Arslan Anadolu&#8217;ya geldiginde bir yandan bagimsizlik sevdasinda olan Türkmen beylerini Anadolu Selçuklu devletinin semsiyesi altinda toplamak, bir yandan Bizans imparatorlugu diger taraftan da Haçlilarla ugrasmak zorunda kalmisti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Kiliç Arslan Haçlilarin Anadolu&#8217;dan geçmesine mani olamadiysa da daha sonra gelen birliklere Anadolu&#8217;yu mezar yaparak devletin varligini korumayi basarmistir. Kiliç Arslan halk ve askerleri tarafindan çok sevilen adil bir hükümdardi. Hayirsever oldugu için ölümüne sadece müslümanlar degil hristiyanlar da üzülmüslerdir. Çagdas Ermeni tarihçisi Urfali Mateos onun çok âlicenap ve hayirsever bir insan oldugunu, ölümünde hristiyanlarin da yas tuttugunu söyler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">KILIÇ ARSLAN&#8217;DAN SONRA ANADOLU SELÇUKLU DEVLETI</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Türk-Islâm tarihi için büyük bir istikbal vaad eden Anadolu Selçuklu sultani Kiliç Arslan&#8217;in genç yasta ölümü, ogullari arasinda Danismendliler&#8217;in de müdahale ettigi taht kavgalarina sebep oldugu gibi bunu firsat bilen Bizans&#8217;in da Anadolu topraklarini geri alabilmek için harekete geçmesine müsait bir zemin hazirladi. Kiliç Arslan&#8217;in ölümü Anadolu Selçuklularini Süleymansah&#8217;in ölümüyle ortaya çikan buhranlardan daha büyük karisikliklara sürükledi. Onun ölümü bütün dogu dünyasini etkiledigi gibi Bizans&#8217;i da Bohemund&#8217;un Balkanlar&#8217;dan saldirmaga hazirladigi sirada muhtemel bir tehlikeden kurtarmis oluyordu. Öte yandan kudretli hükümdarin vefati Büyük Selçuklular&#8217;in Iran&#8217;da uzun bir süre daha tutunmalarini saglamakla beraber müslüman Suriye&#8217;yi kendisini birlestirmeye muktedir yegâne kuvvetten de mahrum birakiyordu. Bu tarihten itibaren Bizans, Haçli ve Ermenilerle birçok cephede birden savasmak zorunda birakilan Anadolu Türkleri bir ölüm-kalim mücadelesine gireceklerdir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Kiliç Arslan&#8217;in ölümü üzerine Emîr Bozmis tarafindan Malatya&#8217;ya götürülen oglu Tugrul Arslan&#8217;in annesi Ayse Hatun, nüfuzlu bazi Türk emîrleriyle evlenerek sehri elinde tutmaya çalisiyordu. Önce Il-Arslan adli bir emîrle evlenen Ayse Hatun daha sonra onu tevkif ettirerek devrin meshur ve kahraman emîrlerinden Belek Gazi ile de evlendi ve onu ogluna atabeg tayin etti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Öte yandan sultan Kiliç Arslan&#8217;in Konya&#8217;daki nâibi durumunda olan Kayseri Emîri Hasan, Sultan Muhammed Tapar ile iyi iliskiler içindeydi. Sultan Muhammed Tapar kendisini metbu taniyacagina dair sadakat yemini aldigi Sahinsah&#8217;i muhtemelen Emîr Hasan&#8217;in da tesvik ve yardimlariyla 1109 yilinda serbest birakti. Veya o Ibnü&#8217;l-Kalânisî (s. 158)&#8217;nin dedigi gibi 503 yili baslarinda (1109) ordugâhtan kaçarak gelip Konya&#8217;da Selçuklularin basina geçti. Sahinsah Konya&#8217;da idareyi ele aldiktan sonra Emîr Hasan ile birlikte Bizans sinirlarina basarili taarruzlarda bulundu. Bu seferin basariya ulasmasindan Sultan Muhammed Tapar&#8217;in gönderdigi ileri sürülen yardimlarin da büyük rolü oldugu söylenebilir. Ancak bu yardimlarin hangi yolla ve nasil gerçeklestirildigini bilmiyoruz. Deguignes, Albertus ve Anna Comnena&#8217;ya istinaden (s. 59 vd.) Rumlarin Anadolu&#8217;da Türklerden üstün duruma gelmeleri üzerine Muhammed Tapar&#8217;in Emîr Mevdûd&#8217;u buraya gönderdigini ve bu ordunun Stamirie sehrini muhasara, zabt ve yagma ettigini, daha sonra da Kudüs&#8217;ü ziyaretten dönen hristiyan hacilari öldürdügü, bir kismini da esir aldigini söyler. Sayet bu hadise dogruysa bunu Büyük Selçuklu sultanlarinin Anadolu&#8217;ya yaptiklari son müdahale olarak kaydedebiliriz. Büyük Selçuklu ordularinin Suriye&#8217;de haçlilara karsi baslattigi cihad ile ayni devreye rastlayan bu harekât Büyük Selçuluklar ile Anadolu Selçuklularini müsterek düsmana karsi müttefik hale getirmisti. Ancak bu ittifak ve karsi taarruza ragmen Türklerin Anadolu içlerine dogru geri çekilmelerine engel olunamadi. Sahinsah taarruz halindeki Bizans&#8217;a karsi Alasehir üzerine bir ordu gönderdi. Fakat sehrin valisi Konstantin Gabras, Efes civarinda onlari maglub etti. Bunun üzerine Sahinsah, imparatora elçi göndererek sulh teklifinde bulundu. Imparator da kabul etti ve iki taraf arasinda bir anlasma imzalandi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Sultan Muhammed Tapar&#8217;in 504/1110-1111 tarihinde haçlilara karsi Imparator Alexios ile bir anlasma yapmasi Türkler ile Bizans arasindaki eski düsmanliklari tamamen ortadan kaldirmamisti. Nitekim 1113 yilinda Anadoolu Selçuklu sultani Sahinsah&#8217;in Emîr Monolug (Monolycus) ve Emîr Muhammed gibi bazi kumandanlariyla beraber Bizans&#8217;in Ege bölgesindeki topraklarina taarruz ettigini görüyoruz. Dönüste Kütahya önlerinde Imparator Alexios tarafindan pusuya düsürülerek maglûp edilmelerine ragmen Bizans, 1116 yilinda Emîr Monolug&#8217;un yeni bir sefere çikmasina engel olamadi. Ancak Alexios bundan sonra Antakya princepsi Roger ile anlasmak suretiyle Türklere karsi takib ettigi politikayi degistirdi ve onlar üzerine daha siddetli saldirilar tertip etmeye basladi. Bunun üzerine kardesi Mesud&#8217;un saltanati ele geçirmek üzere isyan ettigini haber alan Anadolu Selçuklu sultani Sahinsah ve Emîr Monolug imparatora basvurarak sulh istemek zorunda kaldilar. Alexios Komnenos&#8217;un Afyonkarahisar&#8217;daki ordugâhina giderek Bizans lehine bazi sartlari muhtevi bir anlasmayi imza ettiler. Anna Comnena&#8217;ya göre (s. 405) bu anlasmayla Türkler ülkelerini adeta imparatorun rizasiyla ellerinde tutar bir hale getirilmek isteniyordu. Böylece Türkler Bizans sinirlarini zorlamayacaklar ve Bati Anadolu güvence altina alinmis olacakti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Konya Selçuklu tahtini ele geçirmek üzere harekete geçen ve Emîr Gazi&#8217;nin kiziyla evlenerek Danismendliler&#8217;in de destegini elde eden Mesud, Afyonkarahisar&#8217;da imparatorla sözkonusu anlasmayi imzaladiktan sonra ihttiyatsiz bir sekilde dönmekte olan kardesi Sahinsah&#8217;a saldirdi. Halbuki Imparator ona Mesud&#8217;un isyani bastirilincaya kadar beklemesini tavsiye etmisti. Sahinsah&#8217;in bir süre önce öldürdügü Emir Hasan&#8217;in oglu Gazi babasinin intikamini almak için bizzat Sahinsah&#8217;a hücum etti. Fakat Sultan onu bertaraf etti ve Imparatora iltica etmek üzere geri kaçti. Ancak Mesud&#8217;un askerleri Aksehir yakinlarindaki bir kalede ona yetistiler ve yakalayip gözlerine mil çektiler (1116). Mesud kardesinin yerine Konya&#8217;da tahta çikti. O Konya&#8217;ya münhasir kalan hakimiyetini kayinpederi Emir Gazi&#8217;nin himayesinde sürdürüyordu ki bu Anadolu&#8217;da üstünlügün yeniden Danismendliler&#8217;e geçtigini gösterir. Daha sonra kardesi Sahinsah&#8217;in tamamen kör olmadigini ögrenen Mesud basina yeni gaileler açmasindan endise ederek onu yay kirisiyle bogdurarak öldürttü. Süryani Mikhail ise Mesud&#8217;un daha önce kardesi Sahinsah tarafindan hapsedildigini, Sahinsah&#8217;in imparator ile görüsmek üzere Mesud&#8217;u hapisten çikardigini ve Danismendli Emîr Gazi&#8217;nin yanina götürüp onu sultan ilân ettiklerini ve Istanbul&#8217;dan (aslinda Afyonkarahisar&#8217;dan) dönmekte olan Sahinsah&#8217;i pusuya düsürüp gözlerine mil çektiklerini anlatir. Bar Hebraeus ise Muhammed Tapar&#8217;in Meliksah (Sahinsah)&#8217;i Malatya&#8217;ya gönderdigini, onun küçük kardesi Tugrul Arslan&#8217;i azlettikten sonra diger iki kardesi Mesud ve Arab&#8217;i da hapsettigini, burada yillarca kalan Meliksah (Sahinsah)&#8217;in Danismend oglu tarafindan rahatsiz edilmesi üzerine Imparator Alexios&#8217;dan yardim istemek üzere yanina gittigini ve Meliksah (Sahinsah)&#8217;in pek çok altin ve hediye ile dönerken yolda Danismend oglu tarafindan pusuya düsürülerek gözlerinin kör edildigini, bunun üzerine Malatya&#8217;daki emîrlerin de Mesud&#8217;u hapisten çikardiklarini, onu ve kardeslerini Malatya&#8217;da birakip Konya&#8217;ya giderek burayi baskent yaptigini söyleyerek Mesud&#8217;un saltanati ele geçirmesinde Danismend oglu Emir Gazi&#8217;nin önemli rol oynadigini ortaya koymaktadir. Ancak O, Sahinsah&#8217;in 1109&#8242;dan 1116&#8242;ya kadar Konya Selçuklu tahtini isgal ettiginden habersiz gibidir. Sibt ise Sultan Kiliç Arslan&#8217;in Musul&#8217;da biraktigi oglunun Mesud oldugunu, onun 503&#8242;e (1109) kadar Sultan Muhammed Tapar&#8217;in yaninda mahbus kaldigini ve sonra kaçarak Malatya&#8217;ya geldigini ve Anadolu&#8217;ya hakim oldugunu söyler. Mesud&#8217;un da diger kardesleri gibi babasinin yaninda bulunmasi ve onun ölümünden sonra Sultan Muhammed Tapar&#8217;in yanina gönderilmis olmasi gayet tabiidir. Ancak Kiliç Arslan&#8217;dan sonra Anadolu Selçuklu tahtina önce Sahinsah&#8217;in sonra da Mesud&#8217;un geçtigini kabul etmek gerekir. Zira gerek Anna Comnena ve gerekse yukarida sözünü ettigimiz diger kaynaklar bu görüsü teyid eder mahiyettedir.</span></p>
<p> </p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/tarihimiz.wordpress.com/98/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/tarihimiz.wordpress.com/98/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tarihimiz.wordpress.com/98/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tarihimiz.wordpress.com/98/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tarihimiz.wordpress.com/98/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tarihimiz.wordpress.com/98/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tarihimiz.wordpress.com/98/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tarihimiz.wordpress.com/98/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tarihimiz.wordpress.com/98/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tarihimiz.wordpress.com/98/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tarihimiz.wordpress.com/98/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tarihimiz.wordpress.com/98/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tarihimiz.wordpress.com/98/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tarihimiz.wordpress.com/98/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tarihimiz.wordpress.com/98/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tarihimiz.wordpress.com/98/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=98&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/kilic-arslan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44a0cc611933454c5b42f8facf729559?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cevdet68</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>SÜLEYMAN SAH</title>
		<link>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/suleyman-sah/</link>
		<comments>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/suleyman-sah/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 May 2008 21:42:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cevdet68</dc:creator>
				<category><![CDATA[SELÇUKLULAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihimiz.wordpress.com/?p=97</guid>
		<description><![CDATA[  Anadolu&#8217;da kurulan ilk müslüman Türk devleti olan Anadolu Selçuklulari&#8217;nin kurulus tarihi hakkinda tarihçiler degisik görüsler ileri sürerler. Anadolu Fatihi Süleymansah ve kardeslerinin ne sekilde ve hangi sifatlarla Anadolu&#8217;ya geldikleri konusu üzerinde yerli ve yabanci tarihçiler arasinda sonu gelmeyen münakasalar halâ devam etmektedir.   M. Altay Köymen bu konuda farkli üç görüs belirtir ve devletin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=97&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Anadolu&#8217;da kurulan ilk müslüman Türk devleti olan Anadolu Selçuklulari&#8217;nin kurulus tarihi hakkinda tarihçiler degisik görüsler ileri sürerler. Anadolu Fatihi Süleymansah ve kardeslerinin ne sekilde ve hangi sifatlarla Anadolu&#8217;ya geldikleri konusu üzerinde yerli ve yabanci tarihçiler arasinda sonu gelmeyen münakasalar halâ devam etmektedir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">M. Altay Köymen bu konuda farkli üç görüs belirtir ve devletin 1073, 1077 ve 1092 olmak üzere üç defa kuruldugunu iddia ederek özetle söyle der. &#8220;Sultan Meliksah Abbasi halifesinin tavassutu ve hatta israriyla Anadolu&#8217;yu 1073&#8242;te Kutalmis&#8217;in ogullarina tevcih etmistir. Burada dikkati çeken husus devlet kurma yetkisi kardeslerden sadece birine degil dördüne (Bizans kaynaklarina göre 5) birden verilmis ve kollektif bir hakimiyet sürme yetkisi kardeslere birakilmistir. Bunda Selçuklu hanedaninin iki kolu arasindaki rekabetin önemli rol oynadigi söylenebilir. Zira Meliksah tek bir hükümdarin idaresi altindaki güçlü bir devlet yerine 4 kardesin (Mansur, Süleymansah, Alp Ilig, Devlet) ortaklasa hüküm sürecekleri daha zayif bir devleti tercih etmis olabilir. Ayni tarihlerde Anadolu&#8217;da Danismendliler, Mengücüklüler ve Saltuklular gibi vassal devletlerin hakimiyetlerine müsaade edilmesi de Türkiye Selçuklulari&#8217;ndan gelecek tehlikeye karsi bir tedbir olarak düsünülebilir. Bu Anadolu Selçuklu Devleti&#8217;nin birinci kurulusudur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><span id="more-97"></span> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Sultan Meliksah kendisine bagliligi ile dikkat çeken Süleymansah ile agabeyi Mansur arasinda çikan anlasmazlik üzerine emir Porsuk kumandasindaki bir orduyu Anadolu&#8217;ya göndererek Mansur&#8217;u bertaraf etmis, diger kardeslerini de merkeze alarak Süleymansah&#8217;in Anadolu&#8217;ya tek basina hakim olmasini saglamis ve yeni bir mensûr ile onu hükümdar ilân etmistir (1077).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Süleymansah&#8217;in 1086&#8242;da öldürülmesi üzerine devletin basina bir hükümdar tayin edilmemesi yüzünden ikinci kurulus devri de sona ermis ve Devlet 1092&#8242;de Sultan Meliksah&#8217;in ölümünden sonra I. Kiliç Arslan tarafindan üçüncü ve son defa olarak kurulmustur.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Mükrimin Halil Yinanç da Türkiye Selçuklulari&#8217;nin 1077&#8242;de kuruldugunu ve devletin ilk baskentinin Konya oldugunu iddia ederek özetle söyle der:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Bizans imparatoru Botaniates kendisine isyan ederek tahti ele geçirmek isteyen Bryennios&#8217;a karsi Anadolu&#8217;daki Türk beylerinden Süleymansah ile Mansur&#8217;dan yardim istedi. O sirada Kütahya yakinlarinda karargâh kurmus olan Süleyman ile Mansur Istanbul&#8217;un karsisina kadar geldiler. Bu sirada iki kardes arasinda anlasmazlik çikti ve Süleymansah kardesini Sultan Meliksah&#8217;a sikayet etti. Sultan Bizans imparatoruna elçi göndererek Mansur&#8217;un öldürülmesini istedi. Fakat bundan bir netice alamadi. Daha sonra Anadolu&#8217;ya dönen iki kardes tekrar birbirleriyle mücadeleye basladilar. Süleymansah da ikinci defa Sultan Meliksah&#8217;a elçi gönderip yardim istedi. Bunun üzerine Sultan Meliksah Emir Porsuk kumandasinda Anadolu&#8217;ya bir ordu gönderdi ve yapilan mübareze veya savasta Mansur öldürüldü. Böylece Anadolu&#8217;daki hükümdarlik mensûru Meliksah&#8217;a sadik kalan Süleymansah&#8217;a tevcih edildi. Abbasi halifesi de Süleymansah&#8217;a hilatlerle birlikte saltanat mensuru da göndermistir (1077).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Zeki Velidi Togan ise Türkmen beyleriyle birlikte bütün Anadolu&#8217;ya hakim olan Süleymansah&#8217;in 1080&#8242;de Iznik&#8217;i baskent yaparak Türkiye Selçuklu devletini kurdugunu söyler.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Fransiz müstesrik I. Laurent de Süleymansah&#8217;in Anadolu&#8217;ya yayilmis olan bütün Türk kuvvetleri üzerinde nüfuz ve otorite sagladiktan sonra artik Meliksah&#8217;i metbu tanimadigini ve Abbasi halifesinin de muvafakatini almadan kendini sultan ilân ettigini ve 1081&#8242;de baskenti Iznik olan bir devlet kurdugunu söylemektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Osman Turan ayni konuyla ilgili olarak özetle söyle der:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">&#8220;Bazi kaynaklar Süleymansah&#8217;in Alp Arslan tarafindan Anadolu&#8217;nun fethine memur edildigini ve kendisine ikta edilen bu ülkede hükümdarlik hakkinin verildigini de yazarlar. Fakat bunun tarihi gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur. Süryani Mikhail daha da ileri giderek Süleymansah&#8217;in Malazgirt savasina katilarak büyük kahramanliklar gösterdigini ve bundan dolayi ona Anadolu&#8217;da saltanat hakkinin tevcih edildigini savunur. Halbuki Alp Arslan&#8217;in rakibi olan Kutalmisogullarina saltanat bahsetmesi mümkün olmadigi gibi kaynaklar o dönemde Anadolu&#8217;da faaliyette bulunan pek çok Türkmen beyi hakkinda bilgi verdikleri halde Kutalmis ogullarindan hiç bir sekilde bahsetmezler. Bunlarin Alp Arslan zamaninda Anadolu ve Suriye&#8217;de bulunmadiklarina dair en kuvvetli delillerden biri de Kutalmis&#8217;in isyanindan sonra Filistin&#8217;de bir Türk beyligi kurmak için çaba sarfeden Atsiz Bey&#8217;in kuracagi beyligin basina geçirecegi bir Selçuklu sehzadesi bulamamis olmasidir. Zaten kaynaklarin büyük bir bölümü de Kutalmis ogullarinin Anadolu&#8217;ya ancak Meliksah zamaninda geldigini ifade ederler. Bununla beraber Meliksah&#8217;in Süleyman ile kardeslerini Anadolu&#8217;da bassiz dolasan Türkmenleri idareye memur ettigine dair kayitlar da hakikate aykiridir. O halde en makul görüs Süleymansah ile kardeslerinin Alp Arslan&#8217;in ölümü üzerine baslayan taht kavgalari sirasinda Anadolu&#8217;ya geldikleridir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Ibnü&#8217;l-Ezrak el-Farikî Süleymansah&#8217;in Malatya, Kayseri, Aksaray, Konya, Sivas ve bütün Anadolu&#8217;yu fethedip bölgeye hakim oldugunu söylerken herhangi bir tayin veya tevcihten bahsetmez. Buna karsilik Bizans ve Süryani kaynaklari Süleymansah ile kardeslerinin isyan halinde Anadolu&#8217;ya sigindiklarini söyler ki bu gerçegi daha açik bir sekilde yansitmaktadir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Sibt Ibnü&#8217;l-Cevzî de 1073&#8242;de Filistin&#8217;de bir beylik kuran Atsiz&#8217;in baska bir Türkmen beyi olan Sökli ile bozustugunu ve Sökli&#8217;nin 1074&#8242;te Kutalmisogullarindan birine mektup yazarak onu Filistin&#8217;e davet ettigini ve hükümdar (Selçuklu) soyundan oldugu için kendisine itaat etmeyi seref kabul edecegini bildirmistir. Bu davet üzerine Kutalmisoglu ile Sökli birleserek Taberiye&#8217;ye gittiler ve Fatimî halifesine itaat arzettiler. Fakat Atsiz Meliksah&#8217;in yardimiyla onlari maglup etti. Sökli öldürüldü, Kutalmisoglu da esir alindi. Ayni kaynaga göre bu olaylarin cereyan ettigi tarihte Kutalmis&#8217;in diger oglu Süleymansah da Mirdâsî Emîri Mahmûd&#8217;un ölümü üzerine Haleb&#8217;i muhasara ediyordu.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Mir&#8217;atü&#8217;z-zaman&#8217;daki bu bilgiler Süleymansah ile kardeslerinin Alp Arslan veya Meliksah tarafindan Anadolu&#8217;nun fethi ve idaresiyle görevlendirildigine ve kendilerine Anadolu&#8217;da hakimiyet mensûru gönderildigine dair görüslerini çürütmektedir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Suriyeli tarihçiler Anonim Selçuknâme&#8217;deki bilgilere uygun olarak Süleymansah&#8217;in 467 (1075)&#8217;de Iznik ve havalisini fethedip burayi kendine baskent yaptigini ve Türkiye Selçuklu devletini kurdugunu söylerler ki dogrusu budur. Konya&#8217;nin ilk baskent olduguna dair bilgiler sadece tahminden ibarettir&#8221;.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Ibrahim Kafesoglu ise bu konuda söyle der: &#8220;Anadolu Selçuklu devleti fiilen ve hukuken Süleymansah&#8217;tan sonra ve Sultan Meliksah&#8217;in 1092&#8242;de vuku bulan ölümünden sonra meydana gelen iktidar boslugundan yararlanan Süleymansah&#8217;in oglu I. Kiliç Arslan tarafindan kurulmustur. Yani Anadolu Selçuklu melikligi Kiliç Arslan&#8217;in idaresinde bir devlet hüviyetini kazanmistir. Zira Bizansli tarihçi Anna Komnena bunu hiç bir tereddüde yer birakmayacak sekilde Büyük Süleymansah&#8217;in iki oglunun Horasan&#8217;dan süratle Iznik&#8217;e geldigini ve Kiliç Arslan&#8217;in sultan ilan edildigini söyler. O zamana kadar bir askeri üs olan Iznik de bu devletin bassehri oldu.&#8221;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Bu konudaki görüsleri iki grupta toplamak mümkündür. Bunlardan birincisine göre Kutalmis&#8217;in ölümünden sonra esir düsen kardesi Resul Tekin ve ogullari Süleyman ile Mansur Alp Arslan tarafindan öldürülmek istenmis ancak vezir Nizamü&#8217;l-Mülk hanedan azasini öldürmenin ugursuzluk getirecegini ve devletin bekasina tesir edecegini söyleyerek Sultan&#8217;i bundan vazgeçirmistir. Bu arada yeniden isyan etmelerini önlemek gayesi ile de onlari fetihlerle mesgul olmalari için Anadolu&#8217;ya göndermistir. Bu suretle ya cihad ederek devlete hizmet etmeleri veya din ve devlet ugrunda sehid olmalari hedef alinmistir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Ikinci görüse göre ise Süleymansah ile agabeyi Mansur Malazgirt savasina katilmis ve bu savasta büyük yararliklar göstererek Sultan Alp Arslan&#8217;in güven ve sevgisini kazanmislardir. Bundan dolayi da Alp Arslan Anadolu&#8217;yu onlara tahsis etmistir. Süleymansah&#8217;in Alp Arslan&#8217;in ölümünden sonra sultan Meliksah tarafindan Anadolu&#8217;yu idare etmek, burada basibos dolasan Türkmenleri ve birbirleriyle mücadele halinde olan emîrleri (bey) disiplin altina almak için gönderildigini iddia eden bazi tarihçileri de bu grup içinde mütalâa etmek mümkündür. Bu son iki görüsle Süleymansah ve kardeslerinin Anadolu&#8217;ya gelislerine bir nevi mesrûiyet taninmaktadir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Anadolu Selçuklu hanedani ile Büyük Selçuklu ailesi arasinda daha ilk yillarda ortaya çikan gerginlik birinci gruptaki rivayetin daha dogru oldugu kanaatini uyandirmaktadir. Bu da Büyük Selçuklu sultanlarinin sünnî Islâm âleminin hâmîsi sifati ile müslüman tebeayi rahatsiz eden Türkmen gruplarini sinir boylarina sürmek seklinde beliren siyasetlerine uygun düsmektedir. Bizans kaynaklarinin Süleymansah ve kardeslerinin Sultan Alp Arslan&#8217;a isyan ederek kaçtiklarini belirten rivayetleri de mübalâgali olsa gerektir. Böyle bir hususun kabulü onlarin sikinti içinde yasadiklari Urfa bölgesinin Meliksah devrinde bile hâlâ Selçuklu hakimiyetine girmedigini düsünmeye sevkeder ki bu da dogru degildir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">En güvenilir rivayetlere göre Süleymansah, agabeyi Mansur, kardesleri Alp Ilig (Yülüg) ve Devlet 1072 yilinda veya ertesi yil Urfa ve Birecik yakinlarina kaçmislar, yahut da sürülmüslerdir. Bunlar o yörede basibos dolasan Yâvekiyye türkmenleri ile onlar tarafindan basbug olarak taninmislardir. Dört kardesten ikisi Alp Ilig ve Devlet daha sonra Suriye olaylarina karismislar ve burada kendi adina fetihlerde bulunan Türkmen emri Uvak oglu Atsiz&#8217;a baskaldiran Sökli (Söklü) adindaki baska bir Türkmen beyini desteklemislerdir. Ayrica Misir&#8217;daki sii Fatimî halifesi ile anlasip Büyük Selçuklularin bastan beri takip ettikleri sünnî siyasete yüz çevirmisler, fakat Atsiz tarafindan maglub edilerek Sultan Meliksah&#8217;in yanina gönderilmislerdir (1074).</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Sultan Alp Arslan ile maglup imparator Romanos Diogenes arasinda kararlastirilan barisin Bizans hükümeti tarafindan taninmamasi üzerine muhtelif Türkmen kitleleri Sultan Alp Arslan&#8217;in emiri ile Anadolu&#8217;ya girmislerdir. Bu Türkmen beyleri arasinda Saltuk, Danismend, Mengücük, Çavuldur ve Artuk beyleri sayabiliriz. Bu beylerin kendi adlari ile anilan küçük devletler kurduklari ve bazilarinin uzun yillar hakimiyetlerini sürdürdükleri tarihen sabittir. Ancak dikkatimizi çeken nokta Anadolu&#8217;nun ilk fâtihleri sayilan bu Türkmen reisleri arasinda Artuk Bey&#8217;den baskasinin faaliyetlerini tesbit etmenin mümkün olmayisidir. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Artuk Bey disindakilerin sadece ogul ve torunlarinin faaliyetleri hakkinda az da olsa bir miktar bilgiye sahibiz. Artuk Bey&#8217;in Anadolu&#8217;nun fethi ile ilgili icraatina gelince Romanos Diogenes&#8217;in yerine Bizans tahtina geçen Mikhail Dukas Isaak Komnenos ile kardesi Alexios Komnenos ve Malazgirt&#8217;te Romanos Diogenes&#8217;e ihanet etmis olan norman kumandani Urselius (Russel)&#8217;u Anadolu içlerine kadar ilerlemis olan Türklere karsi gönderdi. Bizans tahtina göz dikmis olan Urselius Kayseri&#8217;de onlardan ayrilarak Sivas&#8217;a gitti. Kamnenos kardesler Kayseri yakinlarinda Artuk Bey tarafindan maglûp edildiler. Urselius da Artuk Bey&#8217;in önünden batiya dogru çekildi. Imparator Mikhail Dukas onun üzerine Johannes&#8217;i gönderdi ise de maglub oldu ve Urselius tarafindan zorla hükümdar ilan edildi. Mikhail Dukas bunun üzerine Artuk Bey ile görüsmelere basladi. Yapilan anlasma uyarinca Urselius ve Johannes üzerine yürüyen Artuk Bey Sapanca yakinlarinda her ikisini de maglub ve esir etti. Ancak daha sonra karisinin gönderdigi fidye mukabilinde Urselius&#8217;u serbest birakti ve sadece Johannes&#8217;i imparatora teslim etti. Imparator Mikhail Dukas Urselius gailesinden kesin olarak kurtulmak için onun üzerine müstakbel imparator Alexios Komnenos&#8217;u gönderdi. Alexios Artuk Bey ile görüserek onu Urselius&#8217;u tevkif ve teslim etmeye ikna etti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Anadolu&#8217;nun bir plân dahilinde fethi bu olaylardan sonra baslamistir. Yesilirmak ve Kelkit havzasi 1074 yilindan itibaren emîr Danismend Gazi tarafindan ele geçirildi. Daha doguda yer alan Sebinkarahisar, Erzincan ve Divrigi bölgesinin bu sirada Emir Mengücük Gazi tarafindan zaptedilmeye baslandigini görüyoruz. Anadolu&#8217;da vuku bulan bu olaylar sirasinda Kutalmisogullarinin herhangi bir icraatina rastlanmamaktadir. Onlar bu sirada Anadolu&#8217;nun güneyinde Birecik ve Urfa taraflarinda kendilerine yasama imkâni saglamaya çalisiyorlardi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Kutalmis&#8217;in ogullari Devlet ve Alp Ilig Suriye&#8217;de bazi olaylara karismis ve Atsiz tarafindan esir alinarak Meliksah&#8217;in yanina gönderilmislerdir. Kutalmis&#8217;in diger iki oglu Mansur ve Süleymansah ise Anadolu&#8217;da faaliyet göstermeyi daha uygun bulmuslardir. Artuk Bey&#8217;in de Sultan Meliksah tarafindan Anadolu&#8217;dan geri çagrilmis olmasi soylarinin yüceligi bakimindan onlara Anadolu&#8217;daki Türkmen gruplari üzerinde mutlak bir hakimiyet kurma fikrini vermistir.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Anadolu&#8217;da çok müsait bir ortam bulan Selçuklu ailesinin bu kolunun gayesi amcazedeleri gibi müstakil bir devlet kurmakti. Bizans imparatorlugunun 1025 tarihinden beri devamli bir bocalama devresi içinde olmasi ve Bizans asillerinin devletlerinin istikbalini düsünmeden sürekli isyan etmeleri Kutalmisogullarina Anadolu&#8217;da büyük bir ümit kapisi açmakta idi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;">Süleymansah&#8217;in Anadolu&#8217;ya girdikten sonra nerelerde faaliyette bulundugu kesin olarak belli degildir. Bazi kaynaklara göre Konya ve civarinda harekâtta bulunmus, Konya ile yakininda bulunan Gâvele kalesini almistir. Onlarin bu basarilarini hangi tarihlerde gerçeklestirdikleri de bilinmemektedir. Fakat Konya&#8217;nin yaklasik 1075 yilinda Selçuklularin eline geçtigini söyleyebiliriz. Kutalmisogullarinin eline geçen bu önemli sehrin onlar tarafindan karargâh ve merkez olarak kullanildigi kabul edilebilir.</span></p>
<p> </p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/tarihimiz.wordpress.com/97/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/tarihimiz.wordpress.com/97/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tarihimiz.wordpress.com/97/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tarihimiz.wordpress.com/97/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tarihimiz.wordpress.com/97/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tarihimiz.wordpress.com/97/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tarihimiz.wordpress.com/97/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tarihimiz.wordpress.com/97/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tarihimiz.wordpress.com/97/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tarihimiz.wordpress.com/97/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tarihimiz.wordpress.com/97/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tarihimiz.wordpress.com/97/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tarihimiz.wordpress.com/97/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tarihimiz.wordpress.com/97/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tarihimiz.wordpress.com/97/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tarihimiz.wordpress.com/97/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=97&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/suleyman-sah/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44a0cc611933454c5b42f8facf729559?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cevdet68</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>HUN  TÜRKLERİ’NDE  VATAN ANLAYIŞI</title>
		<link>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/hun-turkleri%e2%80%99nde-vatan-anlayisi/</link>
		<comments>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/hun-turkleri%e2%80%99nde-vatan-anlayisi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 May 2008 21:35:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cevdet68</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih Hikayeleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihimiz.wordpress.com/?p=96</guid>
		<description><![CDATA[      Mete’nin  tahta  çıktığı  sırada Tunghular,   en  güçlü   çağlarında   bulunuyorlardı.Mete’nin  babasını  öldürüp,  tahta  çıktığını  öğrenince   bir  elçi  gönderip,  Mete’nin  babası  Tuman  Han’ın   yorulmadan 1000  mil  koşan  ünlü  atını   isterler.Mete,  kurultayını  topladı.  Ancak   devletin  ileri  gelenleri atı  vermeğe  karşı  geldiler.Fakat  Mete ,  bir  at  bir  komşudan  esirgenmez  dedi  ve  atını   Tunghu   elçisine  verdi.Tunghular,   yeniden   bir  [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=96&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><img class="alignleft" style="float:left;border:black 1px solid;" src="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:x-qKo5NpmFRHdM:http://img33.imageshack.us/img33/7174/c601lairv601az601rbaycantrk6kb.jpg" alt="" width="115" height="143" /> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><span>    </span>Mete’nin<span>  </span>tahta<span>  </span>çıktığı<span>  </span>sırada Tunghular,<span>   </span>en<span>  </span>güçlü<span>   </span>çağlarında<span>   </span>bulunuyorlardı.Mete’nin<span>  </span>babasını<span>  </span>öldürüp,<span>  </span>tahta<span>  </span>çıktığını<span>  </span>öğrenince<span>   </span>bir<span>  </span>elçi<span>  </span>gönderip,<span>  </span>Mete’nin<span>  </span>babası<span>  </span>Tuman<span>  </span>Han’ın<span>   </span>yorulmadan 1000<span>  </span>mil<span>  </span>koşan<span>  </span>ünlü<span>  </span>atını<span>   </span>isterler.Mete,<span>  </span>kurultayını<span>  </span>topladı.<span>  </span>Ancak<span>   </span>devletin<span>  </span>ileri<span>  </span>gelenleri atı<span>  </span>vermeğe<span>  </span>karşı<span>  </span>geldiler.Fakat<span>  </span>Mete ,<span>  </span>bir<span>  </span>at<span>  </span>bir<span>  </span>komşudan<span>  </span>esirgenmez<span>  </span>dedi<span>  </span>ve<span>  </span>atını<span>   </span>Tunghu<span>   </span>elçisine<span>  </span>verdi.Tunghular,<span>   </span>yeniden<span>   </span>bir<span>  </span>elçi<span>  </span>gönderdiler.Bu<span>  </span>defa<span>   </span>da Mete’nin<span>  </span>çok<span>  </span>sevdiği<span>   </span>bir<span>  </span>cariyesini<span>   </span>istediler.Mete<span>   </span>yine<span>  </span>kurultayını<span>  </span>topladı.<span>  </span>Kurultaydakiler,<span>  </span>“Bu<span>   </span>Tunghular’da<span>   </span>ahlak<span>  </span>anlayışı<span>  </span>yok”,<span>  </span>deyip<span>  </span>bu<span>  </span>isteğe<span>  </span>de<span>   </span>karşı<span>  </span>durdular.Ancak<span>  </span>Mete,<span>  </span>“Bir<span>  </span>kadın ,<span>   </span>komşu<span>  </span>bir<span>  </span>devletten<span>  </span>daha<span>   </span>değerli değildir”<span>  </span>deyip<span>   </span>cariyeyi<span>  </span>de Tunghu<span>   </span>elçisine<span>  </span>verdi.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><span>     </span>Artık<span>  </span>düşman,<span>  </span>Mete’nin<span>  </span>güçlendiğini<span>  </span>görmüş<span>  </span>ve<span>  </span>akından<span>  </span>vazgeçmiş<span>   </span>görünüyordu.Bunun<span>  </span>için de<span>   </span>stratejik<span>   </span>bir<span>  </span>toprak<span>  </span>parçasını<span>   </span>elde<span>  </span>etmek<span>  </span>istiyordu.Mete’ye<span>  </span>yeniden<span>  </span>bir<span>  </span>elçi<span>  </span>geldi.Elçi<span>  </span>iki<span>  </span>devlet<span>  </span>arasında ,<span>  </span>hiç<span>  </span>bir<span>  </span>işe<span>  </span>yaramayan,<span>  </span>küçük<span>  </span>bir<span>   </span>çöl<span>  </span>parçasının kendilerine<span>  </span>verilmesini<span>  </span>istedi.Mete<span>   </span>yine<span>  </span>kurultayını<span>   </span>topladı.<span>  </span>Kurultaydakilerden<span>  </span>bazıları “Bu<span>  </span>çöl<span>  </span>parçasını<span>   </span>verebileceğini “<span>  </span>söylediler.<span>  </span>O<span>  </span>zaman<span>  </span>Mete<span>  </span>kükreyerek,<span>  </span>şöyle<span>  </span>dedi:</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"><span>    </span>“At<span>  </span>ve<span>  </span>kadın,<span>  </span>benim<span>  </span>kendi<span>  </span>malımdı.Onun<span>  </span>için<span>  </span>düşmana<span>  </span>verebildim.Ancak<span>  </span>toprak<span>   </span>devletin<span>   </span>malıdır.Biz<span>  </span>bunu<span>  </span>başkasına<span>   </span>nasıl<span>   </span>verebiliriz?”<span>  </span>dedi<span>  </span>ve<span>  </span>toprağı<span>   </span>verelim<span>   </span>diyenlerin<span>   </span>başlarını<span>   </span>hemen<span>   </span>orada<span>   </span>kestirdi.Bundan<span>  </span>sonra<span>  </span>da<span>  </span>atına<span>  </span>atlayıp Tunghular’a<span>  </span>hücum <span> </span>etti<span>  </span>ve<span>  </span>onları<span>  </span>büyük<span>  </span>bir<span>  </span>yenilgiye<span>   </span>uğrattı&#8221;</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-size:9pt;font-family:Tahoma;"> </span></p>
<p> </p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/tarihimiz.wordpress.com/96/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/tarihimiz.wordpress.com/96/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tarihimiz.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tarihimiz.wordpress.com/96/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tarihimiz.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tarihimiz.wordpress.com/96/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tarihimiz.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tarihimiz.wordpress.com/96/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tarihimiz.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tarihimiz.wordpress.com/96/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tarihimiz.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tarihimiz.wordpress.com/96/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tarihimiz.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tarihimiz.wordpress.com/96/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tarihimiz.wordpress.com/96/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tarihimiz.wordpress.com/96/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=96&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/hun-turkleri%e2%80%99nde-vatan-anlayisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44a0cc611933454c5b42f8facf729559?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cevdet68</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tbn0.google.com/images?q=tbn:x-qKo5NpmFRHdM:http://img33.imageshack.us/img33/7174/c601lairv601az601rbaycantrk6kb.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>BALKAN SAVAŞLARI</title>
		<link>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/balkan-savaslari/</link>
		<comments>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/balkan-savaslari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 May 2008 21:31:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cevdet68</dc:creator>
				<category><![CDATA[OSMANLI TARİHİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihimiz.wordpress.com/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[BALKAN     SAVAŞLARI   Osmanlı Devleti ile Balkan Devletleri Arasında iki safhada yapılan savaş (8 Ekim 1912 -29 Eylül1913) Savaşın çıkmasında Rusya&#8217;nın takip ettiği Panslavizm siyasetinin ve Balkanlar&#8217;ı paylaşma konusunda Rusya ile Avusturya arasında devam eden rekabetin büyük etkisi oldu.Berlin Antlaşması (1878) Rumeli topraklarının büyük bir kısmını Osmanlı Devleti&#8217;nden kopardığı halde bu topraklar üzerindeki taksim mücadelesini [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=95&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<table id="table1" border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" align="center" bgcolor="#000000">
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;"><em><strong><span style="color:#ffffff;font-family:Arial;">BALKAN     SAVAŞLARI</span></strong></em></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:11.5pt;text-align:justify;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:11.5pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Osmanlı Devleti ile Balkan Devletleri Arasında iki safhada yapılan savaş (8 Ekim 1912 -29 Eylül1913) </span></p>
<p class="MsoBodyText" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;" align="justify"><span style="font-family:Arial;">Savaşın çıkmasında Rusya&#8217;nın takip ettiği Panslavizm siyasetinin ve Balkanlar&#8217;ı paylaşma konusunda Rusya ile Avusturya arasında devam eden rekabetin büyük etkisi oldu.Berlin Antlaşması (1878) Rumeli topraklarının büyük bir kısmını Osmanlı Devleti&#8217;nden kopardığı halde bu topraklar üzerindeki taksim mücadelesini durduramamış,aksine daha da şiddetlendirmiştir .Aslında Balkan Devletleri’nin kendi aralarında da Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı birleşmelerini önleyen bir takım meseleler vardı.Bunların başında,Bulgar kilisesinin Rum-Ortodoks kilisesinden ayrıldığı tarihten beri Makedonya&#8217;da birçok kilise ve mektebin kime ait olduğu meselesinden doğan &#8221;kiliseler meselesi&#8221; geliyordu.Ayrıca Sırbistan Bulgaristan&#8217;a bırakılan Makedonya&#8217;da hak iddia ettiği gibi, Yunanistan&#8217;da kuzeye doğru genişlemeye çalışıyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.65pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Sultan II.Abdülhamit,tahtta kaldığı sürece Balkan devletleri arasındaki bu anlaşmazlıkları körükleyerek onların Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı ittifak etmelerini önlemeye çalıştı.Fakat II.Meşrutiyetin ilanından sonra (24 Temmuz 1908) İttihat ve Yunan komiteleriyle iş birliği yapmasından dolayı çete hareketleri geçici olarak durdu.Bunun üzerine Avrupa Devletleri Makedonya ıslahatı üzerindeki kontrolün kaldırıldığını bildirdiler (3&#8242;Ekim 1908).İki gün sonra Avusturya,Berlin Antlaşmasından beri işgal ettiği Bosna-Hersek&#8217;i ilhak etti.Ardından Osmanlı Devleti&#8217;ne bağlı muhtar Bulgaristan Prensliği istiklalini ilan etti(5 Ekim 1908). Ertesi günü de Girit Yunanistan&#8217;a katıldığını açıkladı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.65pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Osmanlı hükümetinin Yunanlılar&#8217;a karşı Sırbistan ve Bulgaristan&#8217;ı kazanmak için giriştiği faaliyetler bu üç devletin ittifak etmesine engel olamadı.İttihat ve Terakki yönetimi,Balkan devletleri arasındaki anlaşmazlıkların en önemlisi olan kiliseler meselesini 3 Temmuz ı911&#8242;de çıkardığı bir kanunla halletti. Bununla ihtilaflı kilise ve mekteplerin nüfus nispetine göre aidiyet tespit edilecekti.Böylece Balkan milletleri arasındaki en önemli mesele de halledilmiş ve bu mil1etlerin aralarında anlaşmaları kolaylaştırılmış oldu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.65pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Osmanlı Devleti&#8217;nin iç ve dış gailelerle meşgul olduğu bir sırada Rusya,Balkan devletlerinin bir birlik içinde bulunmalarını engelleyen Türkiye&#8217;ye ait Makedonya&#8217;nın taksimi konusunu ele aldı.Rusya&#8217;nın bu kışkırtmaları sonunda Osmanlı Devleti&#8217;ne ait toprakların taksimi esası üzerinde 13 Mart 1912&#8242;de Bulgaristan- Yunanistan,Ağustos 1912&#8242;de Karadağ-Bulgaristan ve 6 Ekim 1912&#8242;de de Karadağ-Sırbistan arasında ittifak anlaşmaları yapıldı.Böylece II.Abdü1hamid&#8217;in büyük bir maharetle önlemeye çalıştığı Balkan İttifakı ortaya çıkmış oldu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.9pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Ancak Babıali&#8217;nin Balkanlar&#8217;daki bu gelişmelerden haberdar olmadığı anlaşılmaktadır .Sait Paşa kabinesi,Fransa&#8217;nın ikazlarına ve Atina&#8217;daki Türk maslahatgüzarı Galip Kemali Bey&#8217;in (Söylemezoğlu) ihtarlara rağmen Balkan ittifakın kurulacağına inanmıyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.65pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Nitekim Sofya elçiliğinden Hariciye nazırlığına getirilen Asım Bey , 15 Temmuz 1912&#8242;de Meclis&#8217;i Meb&#8217;usan&#8217;da yaptığı bir konuşmada Ba1kan1ar&#8217;dan imanı kadar emin olduğunu,burada Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı bir ittifakın kurulamayacağını söylüyordu.Bu düşünceler içinde bulunan hükümet,Sırbistan&#8217;ın Avrupa&#8217;dan satın aldığı silahların Selanik Limanı&#8217;ndan Belgrat’a sevk edilmesine bile izin vermişti.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.4pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Bu sırada devlet en buhranlı günlerini yaşıyordu.1910 Eylül&#8217;ünde başlayan Trablusgarb Savaşı devam ediyordu.İtalyanlar on iki Ada&#8217;yı işgal ettikten sonra Çanakkale&#8217;ye dayanmışlar ve İstanbul&#8217;u tehdit etmeye başlamışlardı. 1910&#8242;da çıkan Arnavutluk isyanın bastırılması sırasında ordu içindeki muhalif subaylar Halaskaran/Halaskar Zabitan&#8221; adıyla siyasi bir grup kurarak dağlara çıktılar.Bu grubun İstanbul&#8217;daki mensuplarının baskıları sonunda Sait Paşa kabinesi istifa etti.Böylece İttihat ve Terakki yönetimi sona ermiş oldu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.65pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">22 Temmuz 1912&#8242;de Gazi Ahmet Muhtar Paşa&#8217;nın kurduğu, &#8221;büyük kabine&#8221; veya baba-oğul kabinesi&#8221; adı verilen yeni hükümet de Balkan milletlerinin Osmanlı Devleti aleyhine birleştiklerini fark etmedi.Hatta Balkan ittifakını el altından destekleyen Rusya&#8217;nın savaş olmayacağı konusunda Hariciye Nazın Noradungiyan(Noradounghian) Efendi&#8217;ye verdiği teminata güvenerek Rumeli&#8217;deki 120 tabur talimli askerini terhis etti.Muhalefette bulunan İttihat ve Terakki de muhakkak bir mağlubiyet yüzünden hükümetin düşmesini sağlamak için şiddetli hap taraftarlığına başladı.Darülfünun talebelerini kışkırtarak savaş lehinde gösteriler yaptırdı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.65pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Arnavut isyancıların Karadağ&#8217;a sığınmaları üzerine Osmanlı Devlet buraya asker sevk etti.3 Ekim 1912&#8242;de Bulgaristan,Sırbistan. Yunanistan ve Karadağ hükümetleri Babıali&#8217;ye ortak bir nota vererek Türk hükümetinden üç gün içinde eski Sırbistan,Makedonya,Arnavutluk ve Girit&#8217;e muhtariyet verilmesini istediler .Sürenin bitiminde isteklerini tekrarlayarak yeniden üç günlük süre tanıyan Balkan devletleri Batılı devletlere de ortak nota vererek İstedikleri kabul edilmediği takdirde silahla kabul ettireceklerini bildirdiler.Nihayet 8 Ekim 1912&#8242;de Karadağ&#8217;ın Osmanlı Devleti&#8217;ne savaş ilan etmesiyle Balkan savaşlarının birinci safhası başlamış oldu.Diğer müttefikler de 13 Ekim&#8217;de ortak bir nota vererek Rumeli&#8217;nin milliyet esasına göre muhtar idarelere ayrılmasını istediler .Babıa1i buna cevap vermediği gibi sınırlarını tecavüz eden Sırbistan ve Bulgaristan elçilerinin pasaportlarını ellerine verdi(13 Ekim 1912).Ertesi gün iki devlet de Osman1ı Devleti&#8217;ne savaş ilan etti.Arkasından Yunanistan da bir nota vererek onlara katıldı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.4pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Balkan savaşı,doğu(Trakya) ve batı (Makedonya ve Arnavutluk) olmak üzere iki cephe de cereyan etti.Doğu cephesinde Bulgarlar&#8217;la,batı cephesinde ise bütün müttefiklerle savaşıldı.Ayrıca denizde de Yunan donanmasıyla harbedildi.Savaş sırasında ordu içindeki siyasi görüş ayrılıkları yenilgide büyük rol oynadı.Osmanlı Şark ordusu 23 Ekim 1912&#8242;de kendisinden üç kat fazla olan Bulgar ordusuna yenilerek Çatalca&#8217;ya kadar çekildi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.4pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Garb ordusu 23-24 Ekim&#8217;de Komanova&#8217;da Sırplar&#8217;a yenildiği gibi Tahsin Paşa da 35.000 kişilik ordusu İle Selanik&#8217;te Yunanlılar&#8217;a teslim oldu.Bu başarısızlıklardan dolayı 29 Ekim&#8217;de Gazi Ahmet Muhtar Pasa kabinesi istifa etti.<img src="http://tarihimiz.wordpress.com/wp-admin/balkansavaslari.jpg" border="0" alt="" width="251" height="291" align="left" /></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:14.4pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Bu sırada Selanik&#8217;te sürgün hayatı yaşayan II.Abdülhamit düşmanın ilerlemesi karşısında Selanik&#8217;in tehlikeye düşmesi üzerine 1 Kasım&#8217;da İstanbul&#8217;a nakledildi.Kendisine gazete verilmediği için Balkan Savaşı&#8217;nın çıktığından haberi dahi olmayan eski padişah,Ba1kan ittifakına ve Babıa1i&#8217;nin böyle bir ittifaktan haberdar o1mamasına hayret ederek kiliseler meselesini sordu.Hal edildiğini öğrenince de ittifakı tabii karşıladı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:14.4pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Yeni kurulan Kamil Paşa kabinesi büyük devletlerden ateşkes için arabuluculuk etmelerini istedi.Görüşmelerin devam ettiği bir sırada Balkan yenilgisini iç politika malzemesi yapan İttihat ve Terakki Fırkası kanlı bir darbe ile hükümeti ele geçirdi.3 Şubat 1913&#8242;te savaş yeniden başladı. Yunan1ı1ar 6 Mart&#8217;ta Yanya&#8217;yı,Mehmet Şükrü Paşa&#8217;nın kahramanca savunmasına rağmen Bulgarlar 26 Mart&#8217;ta Edirne&#8217;yi,Esat Toptani Paşa&#8217;nın ihaneti üzerine Karadağlı1ar da 23 Nisan&#8217;da İşkodra&#8217;yı işgal ettiler .Arnavutluk&#8217;taki son Osmanlı birliğinin Sırplar&#8217;a teslim o1ması üzerine,Edirne&#8217;yi kurtarmak iddiasıyla iktidarı ele geçiren İttihat ve Terakki Fırkası Kami1 Paşa&#8217;nın kabul etmediği şartlan kabul etmek zorunda kaldı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.65pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Londra sefiri Tevfik Paşa vasıtasıyla devletlerin aracılığının kabul edileceği bildirildi.Bir ay soma 31 Mart&#8217;ta İstanbul&#8217;daki büyük elçiler Hariciye Nazın Sait Halim Paşa&#8217;ya verdikleri dört maddelik bir ortak nota ile antlaşma esaslarını tebliğ ettiler .Notanın ürk hükümeti tarafından kabul edilmesi üzerine tekrar başlayan Londra Konferansı,30 Mayıs 1913&#8242;te Osmanlı Devleti ile Balkan devletleri arasında imzalanan bir antlaşma ile sonda erdi.Midye-Enez hattı Osmanlı-Bulgar sınırı olarak kabul edildi.Edirne, Trakya ve Dedeağaç Bulgaristan&#8217;a;Selanik,Güney Makedonya ve Girit Yunanistan&#8217;a;Kuzey ve Orta Makedonya Sırbistan&#8217;a;Silistre de Romanya&#8217;ya bırakıldı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.65pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">I.Balkan Savaşına katı1mamış olan ve Bulgaristan&#8217;ın büyümesinden rahatsız olan Romanya,Silistre&#8217;nin Bulgaristan&#8217;dan alınarak kendisine verilmesinden de tatmin olmadı.Ayrıca Makedonya&#8217;nın büyük bir kısmının Bulgaristan&#8217;a bırakılmasına Sırbistan ve Yunanistan itiraz ediyorlardı.Bulgaristan 23 Haziran 1913&#8242;te Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan&#8217;a karşı savaşa başladı.10 Temmuz&#8217;da Romanya da Bulgaristan&#8217;a savaş ilan etti.Böylece Osmanlı mirasını paylaşamamalarından dolayı Balkan Müttefikleri arasında II.Balkan Savaşı baş1amış oldu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.4pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Müttefiklerin Sofya&#8217;ya doğru ilerledikleri bir sırada İttihat ve Terakki yönetimi fırsattan yararlanarak Edirne&#8217;yi kurtarmak üzere harekete geçti.Londra Antlaşması&#8217;nda kabul edilen Midye- Enez hattının belirlenmesine yanaşmayan Bulgaristan&#8217;ın tutumundan şikayet edilerek 19 Temmuz 1913&#8242;te büyük devletlere bir nota verildi ve Meriç sınırının tecavüz edilmeyeceği belirtildi.Dört devletle birden savaşan Bulgaristan&#8217;ın kuvvetsiz bıraktığı Edirne hiçbir mukavemet görülmeden 21 Temmuz&#8217;da Bulgarlardan geri alındı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.4pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">II.Balkan Savaşı 10 Ağustos 1913&#8242;te Bulgaristan&#8217;la Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ arasında imzalanan Bükreş Antlaşması ile sona erdi.Osmanlı-Bulgar antlaşması da 29 Eylül1913&#8242;te İstanbul&#8217;da imzalandı. Yirmi maddeden oluşan İstanbul Antlaşmasına göre,Edirne ile batı tarafında çapı 30 kilometre tutan yarım daire şeklinde toprak parçası Osmanlı Devleti&#8217;nde kaldı.Batı Trakya ise Bulgaristan&#8217;a iade edildi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.65pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Antlaşmaya eklenen &#8221;müftülere müteallik protokol&#8221;e göre,Bulgaristan&#8217;da kalan Müslümanlar kendi müftülerini seçecek,bu müftülerde kendi aralarından birini baş müftü seçeceklerdir.Bulgar Mezahip Nezareti baş müftüsünün seçilişini Sofya&#8217;da bulunan Osmanlı büyükelçisi vasıtasıyla İstanbul&#8217;daki şeyhülislama bildirecek,şeyhülislamın tasdikiyle baş müftü ve ona bağlı diğer müftüler vazifelerine başlayabilecekler .Baş müftünün vazifesi,Bulgaristan&#8217;daki müftülerle Osmanlı Şeyhülislamlığı ve Bulgar Mezahip Nezareti ile olan ilişkilerde onlara aracılık etmektir .baş müftülerce verilen hükümleri şeriat adına baş müftü tasdik edebileceği gibi taraftar isterlerse şeyhülislama da gönderebileceklerdir . </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.65pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Baş müftü nikah,boşanma, vasiyet, veraset, vesayet,nafaka ve yetim mallarının korunması gibi konularda diğer müftülere tavsiye ve tebligatta bulunulabilecek ve bu konudaki davalara bakabilecekti.Müftüler İslam vakıflarının idaresinde sorumlu oldukları için baş müftü onlardan hesap sorabilecek ve hesap defteri isteyebilecektir .Baş müftü ve müftüler Bulgaristan&#8217;daki İslam mektup ve medreseleri teftişinden sorumlu olacak gerekli yerlerde yeni okullar açılabilecektir. </span></p>
<div>
<table id="table2" border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" align="center" bgcolor="#ffccff">
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;"><span style="font-family:Arial;"><em><strong><span style="color:#008000;">B</span></strong></em><span style="color:#008000;"><strong><em>ALKAN  SAVAŞLARI (1912-1913)</em></strong></span></span></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</div>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:16.3pt;text-align:justify;" align="center"><span style="font-size:small;">Osmanlı Devleti&#8217;nin Balkanlarda Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan’a karşı yaptığı savaşlardır </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:16.05pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">1789 Fransız İhtilali&#8217;nin dünyaya yaydığı milliyetçilik akımı neticesinde imparatorluklar dahilinde bulunan milletler , bağımsızlık için harekete geçmişler ve bazı devletlerin destek ve yardımları ile ayaklanmışlardı. Osm<img src="http://tarihimiz.wordpress.com/wp-admin/balkan.jpg" border="0" alt="" width="298" height="300" align="left" />anlı tarihinde 19. yüzyıl bu tür ayaklanmalar dônemidir. Balkan Yarımadası&#8217;nda çok çeşitli milletler yaşadığı için milliyetçi ayaklanmalar en fazla burada görüldü. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:16.05pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Balkanlarda çıkan ayaklanmaları daha çok 17 .yüzyılda gelişmeye başlayan ve en büyük amacı Baltık Denizi&#8217;ne ve özellikle Akdeniz&#8217;e çıkmak olan Rusya kışkırtıyordu. Akdeniz&#8217;e inmek için önce Karadeniz&#8217;i daha sonra İstanbul Boğazı &#8216;nı ve Çanakkale Boğazı&#8217;nı ele geçirmesi gerekiyordu. İşte Rusya bu gayeye ulaşmak için her yola başvurmaktan geri kalmamıştır .Bu yollardan biri de ırk ve din bakımından akraba olduğu Balkan prensliklerini alet olarak kullanıp, bu genç devletleri Osmanlı Devleti’nin varlığını sona erdirmeleri için kışkırtmaktı. Osmanlılar Trablusgarp&#8217;ta savaşırlarken Sırbistan&#8217;ın başkenti Belgrat&#8217;taki Rus elçisi harekete geçerek Balkanlarda Osmanlı Devleti&#8217;nin elinde kalan son toprak parçalarının, Sırbistan ile Bulgaristan arasında paylaşılması için teşebbüste bulundu. Buna karşılık Sırbistan, Bulgaristan&#8217;ı bir tarafa iterek kendi menfaatlerini temin için Babıali ile anlaşmaya uğraşıyordu. Balkan devletleri arasındaki menfaat çatışmalarından habersiz olan zamanın İttihat ve Terakki Cemiyeti Sırbistan&#8217;ın bu çok elverişli teşebbüslerine aldırış bile etmedi. Üstelik İkinci Abdülhamit Han&#8217;ın Balkan ülkelerinin birleşmesini önlemek için tahrik ettiği kilise ihtilafı, çıkarılan ittihad-i anasır kanunuyla halledildi. Bu durum ise, Bulgaristan ve Yunanistan&#8217;ın arasındaki ihtilafı çözdüğü için, şimdi her ikisi için de ortak düşman Osmanlı Devleti olmuştu. Neticede kısa bir müddet için önce Sırbistan ve Bulgaristan arasında kurulan ittifaka Karadağ ve Yunanistan da katıldı. Böylece Balkanlarda Osmanlı Devleti&#8217;ne karşı harekete geçme hazırlıkları tamamlanmış oldu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:16.8pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Bu sırada Türk ordusu subayları iki partiye ayrılmış durumdaydı. Hükümet ise Ruslar&#8217;ın Balkanlarda savaşa müsaade etmeyeceği hususundaki yalan teminatına inanmıştı. Nitekim Sofya elçiliğinden hariciye nazırı olan Asım Bey 15 Temmuz&#8217;da, Meclis-i Mebusan&#8217;da Balkanlarda savaş ihtimalinin bulunmadığını iddia etmişti. Bunun üzerine Rumeli&#8217;deki en iyi 120 tabur asker terhis edildi. Balkan devletleri ittifaktan sonra Osmanlı Devleti&#8217;ne isteklerini bildirdiler . &#8230;</span></p>
<table id="table3" border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" align="center" bgcolor="#ffccff">
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;"><strong><span style="color:#666633;font-family:Arial;">BIRINCI BALKAN SAVAŞI</span></strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:16.8pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;"> <strong> </strong>Osmanlı Devleti isteklerini kabul etmeyince, 8 Ekim 1912&#8242;de Karadağ Prensliği savaş ilan etti. Onu Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan takip etti. İkmal ve Levazım Teşkilatı&#8217;nın bozulduğu Osmanlı ordusu seferberliğini çok geç yapabildi. Bulgaristan &#8216; a karşı çıkacak kuvvetler 5 kolordu halinde, Şark Ordu- su namıyla toplandı ve Birinci Ferik Abdullah Paşa&#8217;nın kumandasına verildi. Edirne mevkiindeki bağımsız kuvvetler Şükrü Paşa&#8217;nın emrinde idi. Yunanistan&#8217;a karşı Selanik&#8217;te bir kolordu ve Yanya Kalesi&#8217;ndeki kuvvetler bırakılmıştı. Sırbistan&#8217;a karşı Makedonya&#8217;yı Garp Ordusu kumandanı müstakbel sadrazam Birinci Ferik Ali Paşa savunmuştu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:16.3pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Savaşı idare kabiliyetinden mahrum Nazım Paşa&#8217;nın hiçbir hazırlığı olmayan orduyu hemen Bulgarlar&#8217; a karşı taarruza geçirmesiyle hezimet başladı ve artık arkası alınamadı. Osmanlı orduları Bulgarlar&#8217; a karşı bütün Trakya&#8217;yı bırakarak Çatalca&#8217;ya kadar çekilmek zorunda kaldı. Sırbistan&#8217;a karşı Kumova&#8217;da yenilmişti. 6 Kasım &#8216; da Preveze&#8217;yi alan Yunanlılar , Veliaht Konstantin idaresindeki büyük kuvvetlerini Selanik üzerine gönderdiler. Selanik&#8217;i korumakla görevli jandarma paşası Tahsin Paşa, tek silah atmadan, muazzam kolordusunu bütün silahlarıyla beraber Yunanlılar&#8217;a teslim etti. Bütün Kuzey Arnavutluk da Sırp- Karadağlılar tarafından işgal edildi. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:16.8pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Sultan Abdülhamit Han, gazete okuması yasak olduğu için dört Balkan devletinin ittifakım çok geç öğrenmişti. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:15.8pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Selanik&#8217;i ele geçiren Yunanlılar daha soma Ege adalarından Bozca-ada, Limni, Somatraki ve Taşoz adalarını ele geçirdiler . </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:13.65pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">22 Ekim 1912 tarihinden beri Şükrü Paşa kumandasında Edirne&#8217;yi müdafaa eden Osmanlı birlikleri, İstanbul ile bağlantı kesik olduğun- dan silah yokluğu ve açlık gibi sebeplerle teslim olmak zorunda kaldılar. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:16.05pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Üst üste gelen mağlubiyetler üzerine Osmanlı Devleti Bulgaristan&#8217;a müracaat ederek ateşkes istedi. Böylece 3 Aralık 1912&#8242;de imzalanan ateşkes antlaşması ile silahlı çatışma durmuş oldu. Balkan devletleri ile Osmanlı Devleti arasında antlaşma 30 Mayıs 1913&#8242;te Londra&#8217;da imzalandı. Bu barış antlaşması ile Osman1ı Devleti Ege adalarının durumunun tayinini ve Arnavutluk&#8217;un sınırlarının çizilmesi işini büyük devletlere bırakmakta, Girit&#8217;i hukuken Yunanistan&#8217;a terk etmekte ve Midye-Enez hattının batısında kalan toprakları da Balkan devletlerine vermekte idi. Bu antlaşma ile Edirne de Bulgaristan sınırları içinde kalıyordu. Böylece Bulgaristan, Kavala ve Dede ağaç arasındaki toprakları da alarak Ege Denizi &#8216; ne ulaşıyordu. </span></p>
<table id="table4" border="1" cellspacing="1" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td width="100%" align="center" bgcolor="#ffccff">
<p style="margin-top:0;margin-bottom:0;"><strong><span style="color:#666633;font-family:Arial;">İKİNCİ  BALKAN SAVAŞI</span></strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:15.8pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Birinci Balkan Savaşı&#8217;nda Osmanlı Devleti&#8217;nin ağır mağlubiyete uğrayıp Balkanlardan çekilmesi sonucunda, Balkanlarda siyasi bakımdan büyük bir boşluk ve dengesizlik meydana geldi. Ganimetin paylaşılmasında anlaşamayan Balkan devletleri, birbirine girdiler . </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:16.05pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Sırbistan askeri, hareket dolayısıyla Sırp-Bulgar ittifakının çizdiği ve kendisine ayırdığı arazi parçasından daha büyük bir bölgeyi ele geçirmişti. Sırpların bu arazi bölgelerini geri vermemesi anlaşmazlığın düğüm noktasını teşkil ediyordu. Diğer taraftan Londra Konferansında en büyük payı Bulgaristan&#8217;ın alması, diğer müttefiklerin hoşnutsuzluğuna sebebiyet vermişti. Bulgarların Ege kıyısına ulaşmış olmasını Yunanlılar sert tepki ile karşılamışlardı. Bu husus, Yunanistan ile Sırbistan&#8217;ı birbirine yaklaştırmış ve aralarında bir ittifaka sebep olmuştu. Sırbistan ile Yunanistan&#8217;ın birbirlerine yaklaştıklarım gören Bulgaristan, bu iki devlete hazırlıklarını yapmadan 29-30 Haziran 1913&#8242;te saldırdı. Ancak Bul- gar ordusu Yunanlılar ve Sırplar tarafından Makedonya&#8217;dan çıkarıldı. Bu sırada Bulgaristan&#8217;dan pay almak isteyen Romenler de savaşa girdiler ve kısa zamanda Bulgar Dobruca&#8217;sını ele geçirdiler .Bulgar orduları birkaç cephede savaşmak zorunda kaldığı için yenilmeye başladı. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:14.6pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Osman1ı Devleti bu fırsatı kaçırmadı ve bütün özellikleri ile bir Türk şehri olan Edirne’yi geri aldı. Bu yenilgiler üzerine Bulgarlar , bir yandan Romanya kralına başvurarak Balkan devletleriyle , bir yandan da Babıali’ye başvurarak Osmanlı Devleti ile barış yapmak istediler . </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:15.6pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">İkinci Balkan Savaşı sonunda, Bulgaristan&#8217;la diğer Balkan devletlerinin imzaladıkları 10 Ağustos 1913 tarihli Bükreş Antlaşması, Romanya ile Bulgaristan&#8217;ın yeni sınırını belirliyor,Tuna&#8217;nın güneyinde kalan önemli bir arazi parçasını Güney-Dobruca dahil Romanya’ya bırakıyordu. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:15.8pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Osmanlı Devleti ile Bulgaristan arasında 29 Eylül 1913 tarihinde imzalanan İstanbul Antlaşması ile Bulgaristan Kırklareli, Dimetoka ve Edirne&#8217;yi Osmanlı Devleti’ne geri verdi. Antlaşmada Bulgaristan’da kalan Türklerin de durumu ele alındı. Türklerin mülkiyet haklarına saygı gösterileceği de belirtilmişti. Osmanlı Devleti ile Yunanistan arasında İmzalanan 14 Kasım 1913 tarihli Atina Antlaşması İle Girit kesin olarak Yunanistan&#8217;a bırakıldı. Ege adalarının ne olacağı da büyük devletlerce kararlaştırılacaktı. Sırbistan’la antlaşma ise 13 Mart 1914&#8242;te İstanbul&#8217;da İmzalandı. Sırbistan&#8217;la Osman1ı Devleti’nin artık ortak sının olmadığından, sadece Sırbistan&#8217;da kalan Türklerin durumu düzenlenmiştir . </span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin-top:0;margin-bottom:0;text-indent:1cm;line-height:16.05pt;text-align:justify;"><span style="font-size:small;">Böylece Osmanlı Devleti Afrika ile ilgisini kesmiş, Balkanlarda ağır toprak kaybına uğramış, Bulgaristan&#8217;dan geri aldığı Edime ile Doğu Trakya&#8217;da kalabilmiştir . </span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/tarihimiz.wordpress.com/95/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/tarihimiz.wordpress.com/95/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tarihimiz.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tarihimiz.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tarihimiz.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tarihimiz.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tarihimiz.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tarihimiz.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tarihimiz.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tarihimiz.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tarihimiz.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tarihimiz.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tarihimiz.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tarihimiz.wordpress.com/95/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tarihimiz.wordpress.com/95/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tarihimiz.wordpress.com/95/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=95&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/balkan-savaslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44a0cc611933454c5b42f8facf729559?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cevdet68</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://tarihimiz.wordpress.com/wp-admin/balkansavaslari.jpg" medium="image" />

		<media:content url="http://tarihimiz.wordpress.com/wp-admin/balkan.jpg" medium="image" />
	</item>
		<item>
		<title>ERMENİ MESELESİ</title>
		<link>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/ermeni-meselesi/</link>
		<comments>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/ermeni-meselesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 May 2008 21:27:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cevdet68</dc:creator>
				<category><![CDATA[OSMANLI TARİHİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihimiz.wordpress.com/?p=94</guid>
		<description><![CDATA[ERMENİ MESELESİ Yüzyıllar boyunca Osmanlı idaresi altında yaşamış olan Ermeniler,bu süre içinde toplumun bir parçasını oluşturmuşlar ,  çeşitli devlet görevlerinde bulunmuşlardır.İçlerinden bir çoğu da ticaret, musiki,edebiyat, mimari vs. gibi alanlarda önemli işler başarmışlardır.Sosyal ve iktisadi hayatta kazanmış oldukları bu statü sayesinde, Türkler’le rahatça uyum sağlayarak , en nüfuzlu reaya konumuna sahip olmuşlardır. Öyle ki görev [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=94&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="text-align:center;margin:0;" align="center"><strong><em><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">ERMENİ MESELESİ</span></span></em></strong></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;margin:0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Yüzyıllar boyunca Osmanlı idaresi altında yaşamış olan Ermeniler,bu süre içinde toplumun bir parçasını oluşturmuşlar ,  çeşitli devlet görevlerinde bulunmuşlardır.İçlerinden bir çoğu da ticaret, musiki,edebiyat, mimari vs. gibi alanlarda önemli işler başarmışlardır.Sosyal ve iktisadi hayatta kazanmış oldukları bu statü sayesinde, Türkler’le rahatça uyum sağlayarak , en nüfuzlu reaya konumuna sahip olmuşlardır. Öyle ki görev yaptığı yıllarda Ermeniler’in Osmanlı Devleti’ndeki durumunu gözlemleyen Alman Generali Moltke, onlar için şu değerlendirmeyi yapmıştır:”Bu Ermeniler’e hakikatte Hırıstiyan Türkler denilebilir. Rumlar’ın kendi benliklerini korumalarına rağmen ,Ermeniler Türk adetlerini ,hatta dilini benimsemişlerdir.Bir Ermeni kadınını sokakta bir Türk kadınından ayırmak mümkün değildir”.Bu konumları ile Ermeniler’in” Sadık Millet “ olarak vasıflandırıldıkları da bilinmektedir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;">Ermeniler’in,bütün bu avantajları elde edebilmeleri ,Osmanlı Devleti’nin kendilerine sonsuz bir himaye ve lütuf göstermesi sayesinde olabilmiştir.Gerçekten de Osmanlı Devleti,kuruluş döneminden itibaren Ermenileri iyi niyetle himayesine almıştır.Onlar da Osmanlılar’a sığınmış , sadakatten ayrılmayacaklarına dair yemin etmiş bulunduklarından , diğerlerinden ayrı tutulmuşlardır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Osmanlı Devleti, bu iyi niyetli tutumunu her zaman devam ettirmişse de özellikle 19.y.y.ın ikinci yarısından itibaren Avrupalılar’ın gayr-ı müslim teba üzerindeki kışkırtıcı faaliyetlerine kanan Ermeniler, düşmanca bir tavır alamaya ve çeşitli isyanlar çıkarmaya başladılar.Bilhassa 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı esnasında ,Ruslar’ın bağımsızlık vaadlerine kapılmaları , neticede bir Ermeni Meselesi’nin doğmasına vesile oldu.Savaş sonunda imzalanan Berlin Antlaşması’nda Ermeniler’in yaşadıkları vilayetlerde ıslahat yapılması öngörülünce memnun olmadılar.Bundan sonra da Taşnak ve Hınçak Komitelerini kurup hedeflerine ulaşabilmenin vasıtası olarak terörizmi benimsediler.Bu komitelerin inancına göre “Yakın maksada gidecek biricik yol ihtilaldir.Türkiye Ermenistanı’ndaki bütün müesseseleri alt-üst etmek , değiştirmek,halkı umumi isyan yoluyla Türk hükümetine karşı savaştırmak” gerekmektedir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Ermeni meselesi gündeme geldiğinde ,Osmanlı tahtında yeni padişah II.Abdülhamit vardı.II.Abdülhamit Ermeni meselesi ve Doğu Anadolu ıslahatı konusunda çok kararlı bir tutum sergilemiş ve Berlin Kongresi’nde öngörülen hususları hiçbir zaman yürürlüğe koymamıştır.Alman elçisine söylemiş olduğu şu sözler, onun tutumu hakkında yeterli bir fikir vermektedir: ”Ölürüm de Ermenilere muhtariyet hakkı tanıyan Berlin Antlaşması’nın 61.maddesini uygulatmam”</span></span><a name="_ftnref1"></a><a href="http://www.akintarih.com/yazilar/ermeni/ermeni.htm#_ftn1#_ftn1"><span style="font-size:small;"><span><sup><span style="color:#ff00ff;font-family:Arial;">[1]</span></sup></span></span></a></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;">Osmanlı Devleti, I.Dünya Savaşı’nda sekiz cephede birden savaşmak zorunda kaldı.Bu cephelerden bir tanesi de Kafkasya Cephesidir.Osmanlı birlikleri Kafkasya üzerinden hem Rusları güneyden çevirecek hem de Orta Asya’daki Türkler’den yardım alınacaktı.Fakat plan gerçekleşemedi.Enver Paşa idaresindeki Osmanlı birliklerinin Kars-Sarıkamış’ta düşmana karşı bir tek kurşun atmadan şiddetli soğuk , açlık, salgın hastalıklar vb. sebeplerden donarak şehit olması  Ermeniler’e bekledikleri fırsatı verdi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;margin:0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;margin:0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">I.Dünya Savaşı’na Osmanlı Devleti dahil olduktan sonra Ermeni komitelerinin düşmanla işbirliği ettiğine dair istihbarat Bab-ı Ali’ye ulaştıkça ve akabinde Anadolu’da birbiri ardı sıra isyanlar çıktıkça hükümet giderek telaşlanıyor fakat hadiselerin durulacağını varsayarak kesin bir tedbir almak yoluna gitmiyordu.Bu süre içinde günün Dahiliye Nazırı Talat Bey,Erzurum Mebusu Varteks Efendi’ye “Ermeniler bu çeşit muamalelere devam ettikleri takdirde çok şiddetli tedbirlerle karşılaşacaklarını “ bildirmiş , Başkumandan Vekili Enver Bey de aynı şekilde patrikle görüşerek cemaatine barış nasihatinde bulunmasını istemiş ve devamla söz konusu hareketler “umumi bir mahiyet aldığı takdirde askeri hükümetin en sıkı tedbirleri almak mecburiyetinde kalacağını  da” vurgulamıştır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;">Çeşitli uyarılara rağmen Ermeniler’in Müslüman ahaliyi katletmeye başlamaları askerleri müteessir etmiş; ordu daha etkili bir tedbirin alınmasını , askeri zorunluluk olduğu kadar insani bir görev olarak da görmeye başlamıştı.Nitekim ordu Dahiliye Nezareti’ne 2 Mayıs 1915’te başvurarak “ya isyankar Ermeniler’i ve ailelerini Rusya hududu dahiline sürmek, yahut meskun (isyankar) Ermenileri Anadolu dahiline muhtelif yerlere dağıtmak lazımdır.Bu iki şıktan münasibinin iltihabı ile icrasını rica ederim” diyordu.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;">27 Mayıs 1915’te çıkan kanun ile Ermeniler’in savaş alanı olmayan Suriye’ye mecburi göç ettirilmesine karar verildi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;margin:0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Ordu ,26 Mayıs 1915’te yeniden Dahiliyeye müracaatla Ermeniler’in Doğu Anadolu vilayetlerinden, Zeytun’dan ve yoğun bulundukları diğer yörelerden Diyarbakır vilayeti güneyine Fırat Nehri vadisine , Urfa,Süleymaniye yakınlarına gönderilmelerini ve bu yer değiştirme operasyonu sırasında Ermeni nüfusun gönderildiği yerlerdeki aşiret ve müslümanların sayısının %10 oranını geçememesine , göç ettirilecek Ermenilerin kuracakları köylerin her birinin 50 evden çok olmamasına ve göçmen ailelerin seyahat ve nakil suretiyle de olsa yakın yerlere ev değiştirmemesine dikkat edilmesini istedi.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Osmanlı,Ermeniler’in yerlerinin değiştirilmesi kararının düzenli ve güvenli bir şekilde uygulanması için gereken önlemleri almıştı.İskan yerlerine gelen Ermeniler, durum ve yere göre , ya mevcut köyler ve kasabalarda inşa edilecek evlerde yada hükümetçe belirlenecek  yerlerde kurulacak köylerde yerleştirileceklerdi.İskan yerlerine sevk edilen Ermeniler’in can ve malları korunacak –Ermeniler bütün taşınabilir mallarını birlikte götürebilirlerdi-beslenmeleri ve istirahatları sağlanacaktır. Ermeniler’in beraberinde götüremeyecekleri eşyaları sahipleri adına açık arttırma ile satılacak , bedeli hükümetçe ödenecektir.Talat Bey ,30Temmuz 1915’te yayınladığı ek bir kararla gülünç denilecek fiyatlar üzerinden mal satın almış kişiler varsa , satışları iptal etmek , fiyatları normal seviyeye yükseltmek ve kanun dışı kar sağlanmasını önlemek için gerekli önlemleri almalarını ilgili mülki mercilerden talep ediyordu.28 Ağustosta ise Dahiliye Nezareti , diğer hususların yanı sıra , tehcir edilenlerin sağlık durumlarının kontrol edilmesini , hastalara, hamile kadınlara ve bebeklere ihtimam gösterilmesini emrediyordu.Yine aynı yazı hasta kadın ,çocuk ve yaşlıların demiryoluyla , geri kalanların ise atlarla ve arabalarla sevk edilmelerini; her kafileye yiyecek stoku sağlanıp muhafız birliklerinin refakat etmesini kayda bağlıyordu.Devamla Müslüman halkın muhtemel saldırılarına karşı emniyet tedbirleri alması , bu konuda teşebbüsü  veya ihmali görülenlerin Divan-ı Harbe verilmeleri vurgulanmıştır.</span><a name="_ftnref2"></a><a href="http://www.akintarih.com/yazilar/ermeni/ermeni.htm#_ftn2#_ftn2"><span style="font-size:small;"><span><sup><span style="color:#ff00ff;">[2]</span></sup></span></span></a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;">İlk Dünya Savaşı’nda 26 Şubat 1919’da Erzurum’u kaybederiz.Şehre Rus taburlarının başında Ermeni asıllı Antranik isimli bir kumandan girer .Öldürdüğü Türk sayısı 16.000. kadardır.Harput’ta bir Amerikan Koleji vardır.Buradaki öğretmenlerden Miss Jayson Smith anlatır ki:” Antaranik’in ruhu , sokakta rastladığı her Türk’ü öldürmeye göre ayarlanmıştır”</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;">Görüldüğü üzere Osmanlı sekiz cephede bile savaşırken öncelikle azınlıkların güveliğini düşünmüştür.Fakat Ermeniler’le beraber diğerleri yabancı devletlerin kışkırtmaları sonucu devlete isyan etmişlerdir.Yıllarca idaresinde barındırılıp ayrıcalıklı muamelesi yapılan Ermeniler bunu unutmuşlar ve devletin en nazik zamanında Doğu Anadolu’da savunmasız durumdaki kadın, çocuk ve yaşlıları hunharca katletmekten geri durmamışlardır.Aradan uzun </span></span><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;">zaman geçmiş olasına rağmen bu gün hala Doğu bölgelerimizde Ermeniler tarafından katledilen Türkler’in toplu mezarlarına rastlanmaktadır.Buna rağmen Osmanlı Devleti onları sadece Suriye’ye göç ettirmekle yetinmiştir.Aynı durum bu gün bizlere insan hakkı dersi vermeye çalışanların başına gelse nasıl davranacaklarını tahmin etmek hiç te güç değildir.Bu olay Türkler’in Ermeniler’i katli şeklinde anlatılmış ve bu sorun değişik zamanlarda bu gün bile karşımıza çıkmaktadır.Tehcir Kanunu’nu imzaladığı için Talat Bey en büyük düşman olarak görülmüş , aradan yıllar geçtiği halde Ermeniler’in  intikam duyguları bitmek bilmemiştir.Talat Bey, Berlin’deki evinden çıkarken Teleyran adındaki bir Ermeni tarafından vurularak öldürülmüştür.Yakalanan katil Talat Bey’i 1915 yılında çıkarılan Tehcir Kanunu’ndan dolayı öldürdüğünü çekinmeden itiraf etmiştir. Sonraki tarihlerde ASALA  adındaki Ermeni Terör örgütünün çeşitli faaliyetlerine rastlamaktayız.Çeşitli Avrupa ülkelerinde sözde  24 Nisan 1915 Ermeni katliamı anısına anıtlar dikilmektedir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;">Anadolumuz üzerinde bir yüzyıldan fazla bir süredir devam ede gelen niyet ve eylemler karşısında pasif ve üşengeç davranışımız , milletlerarası arenada sahnelenen senaryolarda etkili olmamızı kesinlikle engellemiştir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;">Nasıl engellemesin ki ,Ermeniler’in ,dış ve özellikle Rus desteği ile başlattıkları “Anadolu’da devlet ve katliam bedeli” gayretlerinin çıkış noktası olan 1874’ten 1985  yılına kadar yayınladıkları Avrupa dillerindeki eserlerin şöylece bir sayısı 3582 (Üçbinbeşyüzsekseniki)’dir.Çoğunun önsözünü o zamanın başbakanları,dış işleri bakanları , tarihçileri ve ünlü edebiyatçıları yazmışlardır.Ermeni örgütleri bu eserleri mükemmel bir dağıtım sistemine bağlamış , gazetelerde eleştiriler yapılmasını sağlamış ve bir Avrupa ve Dünya kamuoyu oluşturulmasında en akıllı yolu seçmişlerdir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;">Bizim ise , şu üçbin küsür esere karşı mücadelemizde kullandığımız fikir silahlarının yekünu sadece 12 (oniki)’dir.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:35.45pt;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;">Bu dengesizlik karşısında “Avrupalı niçin bize değil de onlara kulak veriyor ?” şikayetinin müdafaa edilebilir tarafını bulmak hakikaten zordur.</span></span><a name="_ftnref3"></a><a href="http://www.akintarih.com/yazilar/ermeni/ermeni.htm#_ftn3#_ftn3"><span style="font-size:small;"><span><sup><span style="color:#ff00ff;font-family:Arial;">[3]</span></sup></span></span></a><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;">Bütün bunların sebebi kendi tarihimizden gerekli dersleri almayışımızdır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-indent:1cm;text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;">Yabancıların farklı düşünmelerini beklemek zaten mümkün değildir.Bizleri üzen asıl taraf hala Türkiye’de kendi tarihinden habersiz insanların varlığıdır.İlk önce buradan başlamak lazımdır.</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0;"><span style="font-size:small;"><span style="font-family:Arial;"> </span></span></p>
<div class="MsoNormal" style="text-align:center;margin:0;"><span style="font-size:small;"></p>
<hr size="2" /></span></div>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><a name="_ftn1"></a><a href="http://www.akintarih.com/yazilar/ermeni/ermeni.htm#_ftnref1#_ftnref1"><span style="font-size:small;"><span><strong><sup><span style="color:#ff00ff;font-family:Arial;">[1]</span></sup></strong></span></span></a><span style="font-size:small;"><strong><span style="font-family:Arial;"> </span></strong><span style="font-family:Arial;">.Vahdettin ENGİN:Terörün Tahta Uzandığı Gün  Tarih ve Medeniyet Dergisi S:10-11 Sayı:5 Temmuz 1994</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><a name="_ftn2"></a><a href="http://www.akintarih.com/yazilar/ermeni/ermeni.htm#_ftnref2#_ftnref2"><span style="font-size:small;"><span><strong><sup><span style="color:#ff00ff;font-family:Arial;">[2]</span></sup></strong></span></span></a><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> .Mim Kemal ÖKE:Ermeni Sorunu  TTK Basımevi –Ankara 1991</span></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0;"><a name="_ftn3"></a><a href="http://www.akintarih.com/yazilar/ermeni/ermeni.htm#_ftnref3#_ftnref3"><span style="font-size:small;"><span><strong><sup><span style="color:#ff00ff;font-family:Arial;">[3]</span></sup></strong></span></span></a><span style="font-family:Arial;"><span style="font-size:small;"> .İlhan BARDAKÇI:Ermeni Şirretliğine Karşı Hala Gaflet Uykusundayız Tarih ve Medeniyet Dergisi   S :17-21 Sayı:5 Temmuz 1994</span></span></p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/tarihimiz.wordpress.com/94/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/tarihimiz.wordpress.com/94/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tarihimiz.wordpress.com/94/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tarihimiz.wordpress.com/94/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tarihimiz.wordpress.com/94/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tarihimiz.wordpress.com/94/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tarihimiz.wordpress.com/94/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tarihimiz.wordpress.com/94/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tarihimiz.wordpress.com/94/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tarihimiz.wordpress.com/94/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tarihimiz.wordpress.com/94/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tarihimiz.wordpress.com/94/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tarihimiz.wordpress.com/94/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tarihimiz.wordpress.com/94/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tarihimiz.wordpress.com/94/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tarihimiz.wordpress.com/94/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=94&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/02/ermeni-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44a0cc611933454c5b42f8facf729559?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cevdet68</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ORHUN ABİDELERİ</title>
		<link>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/01/orhun-abideleri/</link>
		<comments>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/01/orhun-abideleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 May 2008 10:19:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>cevdet68</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÖKTÜRKLER]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tarihimiz.wordpress.com/?p=91</guid>
		<description><![CDATA[ORHUN  ABİDELERİ Türk adının, Türk. milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin.. İlk Türk tarihi.. Taşlar üzerine yazılmış tarih.. Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması.. Devlet ve milletin karşılıklı vazifeleri.. Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası.. Türk askerî dehasının, Türk askerlik sanatının esasları.. Türk gururunun ilâhî yüksekliği.. Türk feragat [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=91&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="center"><em><strong><span style="font-size:medium;">ORHUN  ABİDELERİ</span></strong></em></p>
<p align="justify"><span style="font-family:Arial;">Türk adının, Türk. milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin.. İlk Türk tarihi.. Taşlar üzerine yazılmış tarih.. Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması.. Devlet ve milletin karşılıklı vazifeleri.. Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası.. Türk askerî dehasının, Türk askerlik sanatının esasları.. Türk gururunun ilâhî yüksekliği.. Türk feragat ve faziletinin büyük örneği&#8230; Türk içtimaî hayatının ulvî tablosu.. Türk edebiyatının ilk şaheseri&#8230; Türk hitabet sanatının erişilmez şaheseri.. Hükümdarâne eda ve ihtişamlı hitap tarzı.. Yalın ve keskin üslûbun şaşırtıcı numunesi.. Türk milliyetçiliğinin temel kitabı.. Bir kavmi bir millet yapabilecek eser.. Asırlar içinden millî istikameti aydınlatan ışık.. Türk dilinin mübarek kaynağı.. Türk yazı dilinin ilk, fakat harikulade işlek örneği.. Türk yazı dilinin başlangıcını milâdın ilk asırlarına çıkartan delil.. Türk ordusunun kuruluşunu en az 1250 sene öteye götüren vesika.. Türklüğün en büyük iftihar vesilesi olan eser, İnsanlık aleminin sosyal muhteva bakımından en manalı mezar taşları.. Dünyanın bu gün belki de en büyük meselesi olan Çin hakkında 1250 sene evvelki Türk ikazı., v. s. v. s.<a title="orhun yazıtları" href="http://tarihimiz.wordpress.com/photos/15524254@N08/2047325176/"><img class="alignleft pc_img" style="float:left;" src="http://farm3.static.flickr.com/2404/2047325176_369f8f03cb_m.jpg" alt="orhun yazıtları" width="162" height="240" /></a>Orhun âbidelerini vasıflandırmak isteyince, insanın zihninde işte bu gibi ifadeler sıralanmaktadır.</p>
<p>Orhun âbideleri Göktürk devrinden kalma kitabelerdir. Göktürkler, milâttan önceki asırlarda Hunlar tarafından kurulup, değişen sülâleler ve boylar idaresinde devam edegelen Asya&#8217;daki büyük Türk imparatorluğun 6. asırla 8. asır arasındaki devresinde hüküm sürmüşlerdir. 6. asrın ilk yarısında Türk devletinin başında Avarlar bulunuyordu. 552 tarihinde Bumin Kağan, Avar idaresine son vererek Türk devletinin Göktürk hanedanı devrini açtı. O devirde büyük<br />
kağanlığın merkezi devletin doğu kısmında idi ve batı kısmı da doğuya bağlı tâbi bir kağanlıkla idare ediliyordu. Bumin Kağanın kardeşi İstemi Kağan da 576&#8242;ya kadar bu batı bölümünün kağanı idi.</p>
<p>Bumin Kağan, Göktürk hâkimiyetini kurduğu sene içinde öldü ve sırasıyla üç oğlu, büyük kağanlık yaptılar. Birincisi 553&#8242;te, İkincisi 553 &#8211; 572&#8242;de, üçüncüsü de 572 &#8211; 581 tarihlerinde hüküm sürdüler. Bunlardan ikincisi olan Mukan zamanında devlet Mançurya&#8217;dan İran&#8217;a kadar uzanan kuvvetli bir imparatorluk haline geldi .</p>
<p>Daha sonra devlet, bir yandan kuvvetli hakanların yokluğu ve devleti teşkil eden kavimlerin çekişmeleri, öte yandan ve bilhassa Çin entrikası yüzünden bir sürü karışıklıklar geçirdi ve nihayet 630&#8242;da devletin asıl doğu kısmı Çin hâkimiyetine geçti. Zamanla Çin hâkimiyeti batı kısmına da sirayet etmeğe , başladı. Fakat bu Çin esareti daha fazla devam etmedi ve Kutluk Kağan veya ikinci adıyla İlteriş Kağan, Çin hâkimiyetine son vererek 680 &#8211; 682 senesinde devleti yeniden toparladı, İlteriş Kağan ve 691&#8242;de ölünce yerine geçen kardeşi Kapgan Kağan idaresinde devlet yeniden eski haşmetini buldu.<span id="more-91"></span></p>
<p><font face="Arial"></p>
<p align="justify">İlteriş Kağan&#8217;ın Bilge ve Kül Tigin adlı iki oğlu vardı. Öldüğünde bunlar 8 ve 7 yaşlarında idiler. Kapgan Kağan 716&#8242;da ölünce idareyi onun oğulları almak istedi. Fakat Bilge ve Kül Tigin kardeşler buna mâni olarak ve amcazedelerini tasfiye ederek babalarının devletine el koydular ve Bilge Kağan hükümdar oldu. İki kardeş babalarının ve amcalarının devrinden kalmış ihtiyar vezir ve Bilge Kağan&#8217;ın kayınpederi Tonyukuk&#8217;un da yardımıyla devleti daha da kuvvetlendirdiler. Sonra 731&#8242;de Kül Tigin, 734&#8242;te de Bilge Kağan öldü. Bilge Kağan&#8217;ın ölümünden 10 sene kadar sonra da Uygurlar, devleti ele geçirerek 745&#8242;te Göktürk hâkimiyetine son verdiler.</p>
<p>Orhun âbideleri, bu Türk hanedanının Bilge Kağan devrinin mahsulleridir. Birincisi olan Kül Tigin âbidesini ağabeyisi Bilge Kağan 732&#8242;de diktirmiş, ikincisi olan Bilge Kağan âbidesini de ölümünden bir yıl sonra 735&#8242;te kendi oğlu olan kağan diktirmiştir. Üçüncü olarak verilen Tonyukuk âbidesi ise 720-725 senelerinde kendisi tarafından dikilmiştir.</p>
<p>Orhun civarında Orhun yazısı ile yazılı daha başka kitabeler de bulunmuştur. Belli başlıları altı tanedir. Fakat bunların en büyükleri ve mühimleri bu üç tanesidir.</p>
<p>Orhun âbidelerine Orhun kitabeleri de denir. Şüphesiz bunlar kitabedir. Fakat hem maddi bakımdan, hem manevî bakımdan bu kitabeler söz götürmez birer âbidedirler. Muhtevaları gibi heybetli yapıları da âbide hüviyetindedir. Onun için bunları ifade eden en iyi isim Orhun âbideleri tâbiridir.</p>
<p>Kül Tigin âbidesi, kağan olmasında ve devletin kuvvetlenmesinde birinci derecede rol oynamış bulunan kahraman kardeşine karsı Bilge Kağan&#8217;ın duyduğu minnet duygularının ve kendisini sanatkârane bîr vecd ve coşkunluğun içine atan müthiş teessürünün ebedî bir ifadesidir. Bilge Kağan bu ruh hâli ile âbide inşaatının başında oturup, eserin hazırlanmasına bizzat nezaret etmiştir. Abidedeki ulvî ve mübarek hitabe onun ağzından yazılmıştır, âbidede o konuşmaktadır, müellif odur.<br />
Kül Tigin âbidesi, kaplumbağa şeklindeki oyuk bir kaide taşına oturtulmuştur. Keşfedildiği zaman, bu kaidenin yanında devrilmiş bulunuyordu. Bilhassa devrik vaziyette rüzgâra maruz kalan kısımlarında tahribat ve silintiler olmuştur. Sonradan yerine dikilmiştir. Yüksekliği 3,75 metredir, itina ile yontulmuş, bir çeşit kireç taşı veya saf olmayan mermerdendir. Yukarıya doğru biraz daralmaktadır. Dört cephelidir. Doğu ve batı cephelerinin genişliği aşağıda 132, yukarıda 122 santimdir. Güney ve kuzey cepheleri ise aşağıda 46, yukarıda 44 santimdir. Âbidenin üstü kemer seklinde bitmektedir ve yukarı kısımda beş kenarlı olmaktadır. Doğu cephesinin üstünde kağanın işareti vardır. Batı cephesi büyük bir Çince kitabe ile kaplıdır. Diğer üç cephesi Türkçe kitabelerle doludur. Cepheler arasında kalan ve keskin olmayan kenarlarda ve Çince kitabenin yanında da Orhun yazısı vardır. Doğu cephesinde 40, güney ve kuzey cephelerinde 13&#8242;er satır vardır. Satırlar yukarıdan aşağıya doğru yazılmış ve sağdan sola doğru istif edilmiştir. Satırların uzunluğu aşağı yukarı 235 santim kadardır. Cetvelden çıkmış gibi, çok muntazam, düzgün ve güzel harflerle yazılmıştır. Abidenin Çince kitabesinde Türk &#8211; Çin dostluğu, Türk imparatorluğu ve Kül Tigin methedilmekte ve tanıtılmakta, &#8220;Gelecek hadsiz, hesapsız nesillerin dimağlarında, onların müşterek muvaffakiyetlerinin şaşaası her gün yeniden canlansın dîye, uzakta ve yakında bulunan herkesin bunu öğrenmesi için, bilhassa muhteşem bir kitabe yaptık&#8221; ve &#8220;Böyle adamların ebediyen payidar olacaklarının muhakkak olmadığını kini söyleyebilir? Uğurlu haberleri ebediyen ilân için simdi dağ gibi yüksek bir âbide dikilmiştir&#8221; gibi ifadeler sıralandıktan sonra, tarih kaydedilmektedir.<br />
Abidenin civarında türbe enkazı, pek çok heykel parçaları ve âbideye çıkan iki tarafı heykeller, taşlar dizili 4,5 kilometrelik bir yol bulunmuştur. Bu heykel parçaları arasında son zamanlarda Kûl Tigin&#8217;in başı ile karısının gövdesi ve yüzünün bir kısmı da bulunmuştur.</p>
<p>Âbidenin ve türbenin inşasında Türk ve Çin sanatkârları beraber çalınmışlardır. Abidedeki kitabeleri Bilge Kağan ve Kül Tigin&#8217;in yeğeni Yolluğ Tigin yazmıştır.</p>
<p>Bilge Kağan abidesi, aynı yerde Kül Tigin âbidesinin bir kilometre uzağındadır. Şekli, tertibi ve yapısı tamamıyla birincisine benzemektedir. Yalnız bu bir kaç santim daha yüksektir. Bu yüzden doğu cephesinde 41 ve dar cephelerinde de 15&#8242;er satır vardır. Bunun da batı cephesinde asıl Çince kitabe vardır, Çince kitabenin üstünde ayrıca Türkçe kitabe devam etmektedir. Çince kitabe hemen hemen tamamıyla silinmiştir.</p>
<p>Bilge Kağan âbidesi kendisinin 734&#8242;te ölümünden sonra 735&#8242;te oğlu tarafından dikilmiştir.Bu âbidede de Bilge Kağan konuşmaktadır. Esasen âbidenin kuzey cephesinin ilk 8 satırı Kül Tiğin âbidesinin güney cephesinin, doğu cephesinin 2-24 satırları ise Kül Tigin âbidesinin doğu cephesinin mukabil satırlarına benzemektedir. Bu âbidede ayrıca Kül Tigin&#8217;in ölümünden sonraki vakaların ilâve edildiği görülür.</p>
<p>Bilge Kağan âbidesi hem devrilmiş, hem de parçalanmıştır. Onun için tahribat ve silinti bunda çok fazladır. Bu âbideyi de yeğeni Yollug Tigin yazmıştır. Her iki âbidede de Bilge Kağan&#8217;ın sözlerinin dışında Yollug Tigin&#8217;in kitabe kayıtlan ve ilaveleri yer almaktadır. Bu âbidenin etrafında da yine türbe enkazı ve daha az olmak üzere heykeller, balballar ve taşlar vardır.</p>
<p>Tonyukuk abidesi, diğer iki abidenin biraz daha doğusunda bulunmaktadır. Devrilmiş, dikili dört cepheli iki taş halindedir. Birinci ve daha büyük oları taşta 35, ikinci taşta 27 satır vardır, ikinci taşta yanlar daha itinasızdır. Ve aşınma da daha çoktur.Bu abidenin yazıları Kül Tigin ve Bilge Kağan&#8217;ınki kadar düzgün değildir. Bu âbidede de yazı yukarıdan aşağı yazılmıştır Fakat diğer ikisinin aksine satırlar soldan sağa doğru istif edilmiştir. Tezyinatı da diğer kitabelerdeki kadar sanatkarane değildir. Tonyukuk âbidesinin yanında da büyük bir türbe kalıntısı, heykeller, balballar ve taşlar vardır.</p>
<p>Tonyukuk âbidesini, İlteriş Kağan&#8217;nın isyanına iştirak eden ve o günden Bilice Kağan devrine kadar devlet idaresinin baş yardımcısı olarak kalan büyük Türk devlet adamı ve başkumandanı Tonyukuk. ihtiyarlık devrinde bizzat diktirmiştir. Bu âbidede Tonyukuk konuşmaktadır, bu âbidenin müellifi odur.</p>
<p>Kül Tigin ve Bilge Kağan âbideleri Baykal gölünün güneyinde Orhun nehri vadisinde Koşo Tsaydam gölü civarında 47,1. arz ve 102 tul derecelerinde bulunmaktadır, Ötüken ormanın da buradaki Hangay sıradağlarının bir parçası olduğu anlaşılmaktadır. Tonyuk&#8217;uk âbidesi ise biraz daha doğuda 48. arz ve 107. tul dereceleri arasında Tola nehrinin yukarı mecrasında Bayn Çokto denilen yerin yakınında bulunmaktadır.</p>
<p>Orhun âbidelerinin bulunuşu insanlığın en büyük keşiflerinden biridir. Orhun harfleri ile yazılı kitabelerden daha 12. asırda tarihçi Cüveynî Târih-i Cihanküşa&#8217;sında bahsetmişti, ayrıca Çin kaynakları da çok eskiden bu âbidelerin dikildiğini bildirmekte idi. Fakat 18. ve 19. asırlara kadar Orhun harfli yazılar ve âbideler ilim âleminin meçhulü olarak kalmıştı. Önce Kırgızlara ait mezar taşlarından ibaret bulunan ve tek tük kelimelerle isimleri ihtiva eden Yenisey kitabeleri bulunmuştur.İlk defa nebatatçı Messerschmidt 1721 yılında Yenisey vadisinde bu yazı ile yazılı bir taşı tespit etmiştir. Fakat Orhun harfli kitabelerin yolunu açan ve bu hususta ilim aleminin dikkatini çeken Strahlenberg olmuştur. 1709&#8242;da Poltava muharebesinde esir düsen bu İsveçli subayı Ruslar Sibirya&#8217;ya sürmüşlerdir. Sürgünde 13 sene kalan, Messerachmidt&#8217;e yardıra eden ve serbestçe gezip dolaştığı yerlerde incelemelerde bulunan Strahlenberg 1722&#8242;de vatanına döndükten sonra, 1730&#8242;da araştırmalarının neticesini yayınlamış ve bu arada eserinde meçhul Yenisey kitabelerinden de bahsederek bazılarını yayınlamıştır. Bu yayın derhal ilim âleminin dikkatini çekmiş ve Orhun âbidelerinden bir iki asır öncesine ait bulunan Yenisey kitabeleri arka arkaya bulunmaya bağlamıştır. Nihayet 1899&#8242;da Rus bilgini Yadrintsev, sonradan Kül Tigin ve Bilge Kağan âbideleri olduğu anlaşılan Orhun hitabelerini bulmuş, bunun üzerine 1890 tarihinde Heikel&#8217;in başkanlığında bir Fin, 1891&#8242;de de Radolff&#8217;un başkanlığında bir Rus ilmî sefer heyeti mahalline gönderilmiştir. Her iki sefer heyeti de âbideleri yakından tetkik etmiş ve fotoğraflarını alarak dönmüştür, Fin heyeti getirdiği mükemmel fotoğrafları Avrupa ilim merkezlerine dağıtmış, öte yandan hem Fin heyeti, hem de Radloff, getirdikleri malzemenin fotoğraflarını büyük atlaslar halinde neşretmişlerdir. Bu atlas yayınları ile âbidelerin okunması çalışmaları hızlanmış ve daha başka yazıları da çözmüş bulunan Danimarkalı büyük âlim Thomsen, kısa bir zaman sonra, 1893&#8242;te Orhun yazısını çözmeğe muvaffak olmuştur, önce, âbidelerde çok geçen Tengri, Türk ve Küt Tigin kelimelerini çözen Thomsen, sonra bütün âbideleri okumuş, ve böylece Türk milletinin, ebedî minnettarlığına mazhar olmuştur.</p>
<p>Artık bu çözümden sonra bir yandan Thomsen, bir yandan Radloff âbidelerin metni vs tercümeleri üzerinde adeta yarışa girmişler, bunu diğer âlimler takip etmiş ve zamanımıza kadar bu büyük Türk âbideleri elden düşmemiştir. Amerika&#8217;dan Japonya&#8217;ya kadar Avrupa&#8217;da ve medeni âlemde hemen hemen her dilde bu âbideler üzerinde araştırmalar yapılmış, 6 tanesi büyük olan Orhun harfli yeni kitabeler ve metinler bulunmuş, nesirler birbirini kovalamıştır. Son olarak genç Türk âlimi Talât Tekin Amerika&#8217;da Orhun Türkçesinin mükemmel bir gramerini ve kitabelerin yeni bir neşrini yapmıştır. Son zamanlarda Orhun sahası arkeolojik araştırmalarda da ön plâna geçmiş ve burada yüzlerce heykel, balbal, çeşitli eserler ve şehir harabeleri bulunmuştur. Burada Çekoslovak âlimi L. Jisl, Kül Tigin heykelinin başını da bulup gün ışığına çıkarmıştır. Bugün, Orhun kitabeleri üzerinde yapılan araştırmaların adları bile bir kitap teşkil eder.</p>
<p><span style="font-family:Arial;">Orhun âbidelerinin manzum olduğunu ileri sürenler vardır. Hattâ bir Rus bilgini bu hususta geniş bir deneme yapmış ve âbideleri manzum olarak yayınlamıştır. Tabiî, bu görüş doğru değildir. Fakat abidelerdeki dilin ve üslûbun ahengini göstermesi bakımından dikkate değer bir husustur. </p>
<p></span></p>
<p></font></span></p>
<p align="justify"> </p>
<p> </p>
<br /><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/tarihimiz.wordpress.com/91/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/tarihimiz.wordpress.com/91/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/tarihimiz.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/tarihimiz.wordpress.com/91/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/tarihimiz.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/tarihimiz.wordpress.com/91/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/tarihimiz.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/tarihimiz.wordpress.com/91/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/tarihimiz.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/tarihimiz.wordpress.com/91/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/tarihimiz.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/tarihimiz.wordpress.com/91/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/tarihimiz.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/tarihimiz.wordpress.com/91/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/tarihimiz.wordpress.com/91/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/tarihimiz.wordpress.com/91/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=tarihimiz.wordpress.com&amp;blog=3560329&amp;post=91&amp;subd=tarihimiz&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tarihimiz.wordpress.com/2008/05/01/orhun-abideleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/44a0cc611933454c5b42f8facf729559?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">cevdet68</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://farm3.static.flickr.com/2404/2047325176_369f8f03cb_m.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">orhun yazıtları</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
